Mü’minin ferasetinden sakınınız; çünkü o, Allah’ın nuru ile bakar
I – Modern eğitimin esasa dair yanlışları
1- Modern eğitim, değer değil fiyat esasına dayalıdır. Vücudu değil mevcudu öncelemektedir. Eşyanın mahiyetini atlayarak hüviyetine yoğunlaşmış, orada da durmayıp işlevinde karar kılmıştır. Dolayısıyla eşyanın hakikatini bilmeye ilişkin bir derdi yoktur. Eşyanın kullanımına göz dikmiştir. Oysaki yer, gök, toprak, su vd. “mevcud”u temsil ederler. Bunlar arasındaki ortak nokta “vücud”dur. Modern eğitim meyveyi nasıl taşlayacağımızı öğretiyor, ağacın bütün içindeki anlamını merak bile etmiyor. Modern akıl mevcuda kilitlenip vücudu göremiyor. Oysa ki formda ayrı ayrı, alakasız görünenler vücutta bir olur. Varlık, yaratanına şahittir. Bu şahitlik eşyanın mevcudu ve hüviyeti üzerinden değil, eşyanın vücudu ve mahiyeti üzerinden kavranabilir.
Yar adıyla başlayayım sözüme
Gülsüz bağda bülbül ötmez kurbanım
Sözü önce söyleyeyim özüme
Yoksa kalpten kalbe gitmez kurbanım
Sen senin olmazsan tüm dertler biter
Varını yokunu mürşidine ver
Ustanın elinde kütük ol yeter
Teslim olan zarar etmez kurbanım
Güvenme kendine ben oldum diye
Pişenler hamım der bir düşün niye
Tövbe lazım ettiğimiz tövbeye
Bir tövbeyle bu iş bitmez kurbanım
İltifat beklemek kırılmak nedir
O kapıdan kovsa sen bacadan gir
Ha sevmiş ha dövmüş ikisi de bir
Sevmese kaşını çatmaz kurbanım
Çalış nasibini al dünyadan yana
Ama sanma dünya yar olur sana
Ahiret parası lazım insana
Güneş hep batıdan batmaz kurbanım
Hizmet yoksa himmet olmaz bu kesin
Hem hizmet nimettir böyle bilesin
Gayret et gönle gir “benimdir” desin
Sultan kölesini atmaz kurbanım
Yap dediğini yap emrine göre
Bu iş bensiz olmaz deme boş yere
O eli tutmuşsa insan bir kere
Nefsini hesaba katmaz kurbanım
Cahiller ağzını açınca ben der
Ben deyip yol alan var mı hiç göster
Eli hep güzel gör kendini hep yer
Tezek su dibine batmaz kurbanım
Günahtı sevaptı bunlar boş hesap
Her neyi yaparsan için yap
Avamın işidir bu hesap kitap
Aşıklar kar zarar gütmez kurbanım
Dua kabul niye sıddıkın ahı
Ne dedi hızıra nakşibend şahı
Hatırla idrak et anla bu rahı
Ben sadıkım demek yetmez kurbanım
Sadakat ne derse doğru demekmiş
Onsuz doğrulara eğri demekmiş
Sadakat sıddıkın bağrı demekmiş
Ciğer yanar duman tütmez kurbanım
Er olmak isteyen serinden geçer
Bir saki elinden badeyi içer
Seç deseler yarin zehrini seçer
Ağyarın balını tatmaz kurbanım
Sözün özü derdi minnet bil cana
Yare can ver ki can yar olsun sana
Serdar isen serini koy meydana
Kurbanlara bıçak tutmaz kurbanım
Serdar Tuncer

Kuran
Kur’an’da Ramazan ayından söz eden Bakara suresinin 185. ayeti, biri diğerinin sebebi olan iç içe geçmiş unsurlardan oluşur. Buna göre:
1. Ramazan’ın sebebi Kur’an’dır.
2. Kur’an’ın sebebi hidayet, yani rehberliktir; hem de bütün bir insanlığa.
3. Hidayetin sebebi “beyyinât” ve “furkân”dır. Hidayet ancak bunlarla gerçekleşir.
Allah insanı adam yerine koyuyor da kullara ne oluyor?
Fatih daha yirmi bir yaşında bir delikanlı iken, çağ açıp çağ kapatmayı, İstanbul’u fethetmeyi, gemileri karadan yürütmeyi nasıl başardı?
Bir eğitimci olarak bu sorunun cevabını çok düşündüm. Bu kadar genç yaşta bu kadar büyük başarılar elde etmeyi nasıl başardı Sultan Fatih? Anne babası ve hocaları onu bu kadar iyi yetiştirmeyi nasıl başardı? Ellerinde sihirli bir değnek mi vardı?
Yirmili yaşlardaki gençlerimizi (gençliğimizi) düşünüyorum. Bu yaşlardaki gençlerimiz ya Üniversiteye hazırlanıyorlar, ya askerde oluyorlar, ya da üniversitede okuyorlar. Bir kısmı da askerliği tecil etmek için veya okumayı dışardan da olsa sürdürebilmek için açık öğretim fakültesinde okuyorlar.
Sorun gençlerin mayasında mı yoksa onları yetiştirmek gibi büyük bir sorumluluğu olan biz büyükler de mi?
Fatih Sultan Mehmed’in hayatını okurken en çok dikkatimi çeken olaylardan bir tanesi de, babası tarafından daha on dört yaşında tahta oturtulmasıdır. Daha çocuk yaşta bir insanı niçin tahta geçirirler? Koca devleti bir çocuğun omuzlarına yüklemek çok anlamsız geliyor ilk bakışta.
Evladına, daha on dört yaşında olduğu halde, “bir devleti yönetebilecek kadar iyi yetiştin sen!” mesajını veren bir babanın oğlunun, çağ açıp çağ kapatabilmesine şaşırmamak lazım.
İyi yetişmiş bir evlat ve padişah olduğunun en büyük ispatlarından birisi de, babasını tahtın başına çağırırken kullandığı cümledir. “Eğer ben padişahsam, emrediyorum! Ordunun başına geç! Eğer sen padişahsan, zaten görevin bu! Ordunun başına geç!”
Benim derdim, zaten tüm dünyanın hayran olduğu, Peygamber müjdesine mazhar olmuş bir padişahın hayatından kesitler sunmak değil.
Biz yetişkinler gençlerimizi ne kadar adam yerine koyuyoruz?
Bu ülkede kaç tane baba, yeni bir yatırım yaparken on dört yaşında oğlunun fikrini alarak onu adam yerine koyar?
Bu ülkede kaç tane anne, evine yeni bir eşya alırken daha on dört yaşında olan kızının fikrini alarak onu adam yerine koyar?
Bu ülkede kaç tane öğretmen, daha liseye başlamamış öğrencilere kendilerinin artık yetişkin bir birey olduğu bilincini vermemiz gerektiğinin bilincindedir?
Bu ülkede kaç tane eğitimci bu gerçeklerin farkında olmanın yetmediğini, bu gerçekleri sadece öğrenciye anlatmanın da sorunları çözmediğini, anne ve babalara da bu gerçekleri anlatmak zorunda olduğumuzu düşünür?
Tayların yetişmesi
Çocukluğu ve gençliği köyde geçmiş biri değilim. Sadece yazları birkaç haftalığına köyde kalırdık. Ancak köylerde tayları nasıl yetiştirdiklerini, tavukların civcivlerini yanlarından niçin uzaklaştırdıklarını rahmetli dedemden dinlemiştim.
Bir eğitimci olunca da geçmişteki hatırlarınızın büyük bir kısmı “eğitime bakışınızı” yönlendiriyor.
Hala annesinin peşinde gezen tayların, birkaç aylık olduktan sonra, sahibi tarafından sırtına boş bir sepet asılır. Yük taşımaya alışmaları için her hafta sepetin içine biraz daha ağır yük konur. Hiçbir yük olmasa dahi haftada bir sepetlerin içine birer taş daha atılarak tayın yükü artırılır. Tay’ın sahibi bilir ki hiç yük taşıtmadan büyütülen taylar at olunca da tay gibi güçsüz kalır.
Yirmi yaşını geçtiği halde hala çocuk gibi davranan gençlerin anne ve babalarının (sahiplerinin) yapmış olduğu en büyük hatalardan birisi de budur.
Civciv tavuk olmaya başladığını anlamalı.
Evlatlarını koruma konusunda tüm canlılar fedakarlık yaparlar. Ancak çok bilinenlerden bir tanesi de tavukların civcivlerini koruma mücadelesidir. “Korkak tavuk!” gibi korkaklıkla anılma sıfatını üzerinde taşıyan( ,) dünyanın en korkak varlıklarından kabul edilen tavuk bile, etrafında civcivleri varken aslan kesilir. Kimse kendisine ve civcivlerine yaklaşamaz.
Evlatlarını, yani civcivlerini bu kadar çok seviyor olmasına rağmen, civcivler biraz büyünce anne tavuk tarafından yanlarından uzaklaştırılır. Kendi ayakları üzerinde durmayı öğrensinler diye anne tavuk civcivlerini kanatlarıyla yanından uzaklaştırmaya başlar.
Anne tavuk bunu yapmamış olsa, tavuk kadar boyu olmasına rağmen, civciv gibi davranan tavuklar yetiştirmiş olur.
* * * * *
Bir genci ne zaman adam yerine koymak lazım?
Bu sorunun cevabını bir eğitimci olarak benim, ya da bir psikologun vermesine itiraz edebilirsiniz. Ancak bu sorunun cevabını Allah (c.c) verirse herkes susmak zorundadır.
Soruyu, “Allah insanı ne zaman adam yerine koyuyor?” şeklinde sormakta fayda var. Cevabı çok basit… “Buluğ çağı” veya “Ergenlik dönemi” dediğimiz dönemden itibaren Allah insanı mükellef yapıyor, yani adam yerine koyuyor.
Ne garip değil mi?
Allah insanı adam yerine koyuyor da anne babası yada öğretmeni adam yerine koymuyor.
Bizim adam yerine koymadığımız evladımızı başkaları niçin adam yerine koysun?
Bizim adam yerine koymadığımız öğrencilerimizi başkaları niçin adam yerine koysun?
Bizim adam yerine koymadığımız gençlerimizi başkaları niçin adam yerine koysun?
Alıntı :
Sait ÇAMLICA
Eğitimci – Yazar

Hepimiz için farklı anlamlar ifade eden Ramazan-ı Şerif ayına birkez daha kavuşmak nasip oldu. Öyle ki Allah-ü Tealanın bizlere bizler için ikram ettiği Oruç nimeti var bu ayda. Oruç neden var? Neden başka bir ay değil de Ramazan’da tutuluyor? Oruç tutunca ne kazanıyoruz? Aç kalmak susuz kalmak neyin çaresi olsa gerek? Gibi aklımızı zihnimizi terleterek sormamız gereken bu sorulara cevap bulmak bizi olayın manasına daha da yaklaştıracaktır.
Ramazan ayının öncelikle Kuran’ın doğum ayı olmasına dikkat çekmek gerekir. Ramazan’ı Ramazan yapan da bu özelliğidir. Peki aynı aya orucu veren Rabbimizin muradı nedir?
Mü’min biri için özgürlüğü tanımlamak batı kültüründekinden çok farklıdır. Batı yiyebildiği gezebildiği tüm sınırsızlıklara özgürlük adını vermiştir. Bizde ise tam tersidir. Nefsin bedenin her isteği bizi biraz daha köleleştirmektedir. Öyle ki nefsinin arzularını en az karşılayan kimse o derece fazla özgürleşmiş demektir. Çünkü insan diğer yaratılmışlardan farklı olarak düşünme eylemi gerçekleştirmek zorunda olup bu eylemi akleden bir kalp ile tefekkür ederek ve olayları çok boyutlu değerlendirerek yapabilmektedir. Sınırsız yemek ve içmek, çok uyumak vs.. gibi nefsani istekler bu aklın örtülmesinde son derece etkilidir. İnsan aklını ve kalbini kullanamaz hale geldiğinde ise hayvanlardan farksızlaşmaya ve sadece yeme içme dinlenme döngüsüyle (ne kadar da yaşamak densede) yaşamaya devam etmektedir. Amacına uygun kullanılmamış olan bu tip insan ise dünyaya yük olmaktan kendine ve insanlara zulüm etme kervanına katılmaktan kaçamaz.
Gelelim özgürlüğümüzü bir pranga gibi engelleyen, elimizin kelepçesi, irademizin zayıf yönünü çok seven, biyolojimizi alt üst eden, nefsimizin aşığı, şeytanın elimize verdiği cihazı olan konu başlığımız sigara’ya.
Feraset, mü’minlere Allah’ın bir lutfudur. Ama nasıl mü’minlere? Hakk’ın yoluna gönül koymuş, haramlara gönlünü kapamış, hayatına ve hizmetine Hak rızasını koymuş gönül erlerine. Onları aldatmak pek zordur.
Düşünce ve tasavvurda zenginlik, muhakemede tutarlılık, varlığın perde arkasına muttali olma ve basiretli davranma diyebileceğimiz feraset; insanın, kalbini kin, nefret, iğbirar, nifak ve ucub gibi manevî hastalıklardan temizleyip, imân, marifet, muhabbet ve aşk u şevkle bezemesi sayesinde Allah’ın, onun içine attığı öyle bir nurdur ki, ona mazhar olan fert, ferdîleşir, duyuş ve sezişleriyle derinleşir; hatta başkalarının gönüllerindeki sırlara aşina olup, simaların arkasındaki gerçekleri görebilir.. ve tabiî, eşyanın perde arkasına uyanabildiği ölçüde, Hazret-i Allâmü’l-Guyûb’un parlak bir aynası haline gelebilir… Bu mânâdaki ferasete işaret sadedinde, gayb ve şehadetin fasih lisanı Rûh-i Seyyidi’l-Enâm, “Mü’minin feraseti karşısında titreyin; zira o bakarken Allah’ın nuruyla bakar.” (Tirmizî, Tefsirü’l-Kur’an 15) buyurur.
Devamını okuyun »

Modern Dünyada Anlamını Kaybeden İnsan
Dün öldü, bugün can veriyor, yarın ise henüz doğmadı.
Bişr-i Hafi
Geçmişin tehlikesi esir olmaktı, geleceğin ki ise robot olmak!
Erich Fromm
İçinde bulunduğumuz zaman diliminde, yaşadıklarımız ve yaşayamadıklarımızla modern çağın bir tasvirini yapacak olursak; insanı ve eşyayı tehdit eden, tehdit etmekle kalmayıp intihara sürükleyen, maddi-manevi işkencenin zevkle yapılarak ve teşvik edilerek her gün birilerinin öldürüldüğü, haksızlıkların yaşandığı, edepten ve ahlaktan gittikçe uzaklaşılan bir tablo çıkar karşımıza.
Tablonun bir köşesinde kurulan tüm sistemler, düşünce akımları, ‘izm’ler insanoğlunun anlam arayışının bir ürünü olduğunu gösteriyor. Bu bunalımları yaşayan insanlardan biri olan senarist- yazar Ayşe Şasa modern insanın çıkmazını şu cümlelerle özetliyor: “İnsanların geleneksel medeniyetten uzaklaşması, bugünkü bunalımın kaynağı. Çünkü gelenek, insanı kendi fıtratıyla, âlemle barıştıran, âlemi ahenk haline getiren yapı. Bu bağ koptuğu zaman insan mekanik bir eşyaya dönüşüyor.”

İnsanlığın içine düştüğü kimim? ne yapmalıyım? nasıl yapmalıyım? sorularını ilahi desteği arkasına alarak bir akılları aydınlatan, insanlık ailesine model olan peygamberlerin sonuncusu ve Rabbin son vahyini bizlere getirerek akıllarımızı binlerce doğrusu olan akıllardan selim olan bir çizgisi olan, nirengi noktası olan akıllara dönüştüren Alemlere Rahmet Merhamet timsali Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed (S.A.V)‘in doğum günü olanMevlid Kandiliniz kutlu olsun. Hayr, bereket, Rahmet getirsin. Tarz arayan seküler akıllarımıza Efendimizin mükemmel bir örnek olması dileklerimle.
K R O N O L O J İ
M.S. 571- Fil Olayı. Habeşistan’ın Yemen Valisi Ebrehe, Kâbe’ye saldırdı.
Eşlerin çoğu pişirilme sürecinde “yanlış işlem” gördüklerinden yumuşaklıklarını ve iyi niteliklerini kaybederek bozulurlar. Gerçek odur ki, bazı eşler onları sıcak suda haşlayarak, bazıları ilgisizlikleriyle dondurarak, bazıları da basıp, ezip turşunu kurarak ve yine kimileri de savurganca harcayarak bozulmalarına neden olurlar.
Özenilerek hazırlanan her eşin iyi ve yumuşak olacağı söylenemez. Ancak iyi pişirilenin gerçekten tadına doyum olmaz. Es seçiminde ne lüferin alımındaki gümüş pırıltısı, ne barbunyanın altın yaldız görünümü geçerlidir. Bunun için çarsı pazar dolaşmaya da gerek yoktur. Genellikle en iyileri kapınızın önüne gelenlerdir.
Beğeninin kişisel olduğunu düşünerek es seçimini yalnızca kendiniz yapınız. Kendinizi sabırla pişiremeyecekseniz almaktan vazgeçiniz.
Sözlerin hepsi özü merhamet kaynağı, her işi de merhametle olan Allah’ın adıyla başlar.
Bu yazıyı kaleme almadan uzun süre çevremde, basında ve facebook gibi sosyal ağlardaki insanları gözlemleyip herkesin kendine has ama hepsinin ortak birkaç problemi olduğunu gördüm. Biri şahsiyet, diğeri ise kimlik. Her ikisi de aynı gibi dursalar da aralarında bazı farklılıklar var.
Evvela problem olarak nitelememin en büyük nedeni insanlarda göremediğim DİK DURUŞ. Ne konuda dik duracağını karıştıran bir insan tipi var meydanda. Tabi bu insan tipinin kendine seçtiği kimlik ve bu kimliği seçtiğinden dolayı “ben böyle davranmalıyım” dürtüsü.
Evvela şahsiyetini tam kavrayamamış insanlar; özel biri olma, birçok yönüyle eşsiz-benzersiz olma, yaratılmışların en şereflisi olma, kendini kendine verilen tüm özellikleriyle “dünyanın yaşatılması, dünyanın ayakta tutulması, kulluk ve adalet” için sorumlu görebilme gibi kavramları hiçe saymakta ya da önemsememektedir. Şahsiyet şahsi belliliktir. Şahsi belirtgeçtir.
Kimlik arayışı insan fıtratında var olan bir arayıştır. Aidiyet duygusu hep var olmuş ve olacaktır. Tabi ki bu aidiyet duygusu da yanlış yerlere ait olunması halinde insanı felakete sürükleyen bir duygudur. Kimliklerimiz ile artık biliniyoruz ve kimliklerimizi bir tarz haline getirmiş bununla varoluş amacımız sanki bu tarzmış gibi göstermeye başlamış durumdayız. Tabi insan kendini bir kimlikle tanımlamaya başladı mı çok yönlülüğünden dolayı birden fazla kimlik seçme işine zorunlu olarak girmeye başlayacaktır. Bir üst kimlikte “filanca” olan alt kimliğinde “falanca” olmuştur. Kimi zaman da daha alt kimlikleri de oluşturmuştur ki iş komediye dökülmüştür.
Merhaba,
Artık sitemdeki yayınıma günlük tarzı devam etmeye karar verdim. Kalıcı bazı bağlantılarımı da bu günlüğüme taşıdım. Yazılarım biryandan devam ederken, Galeri, Online Bilgisayar Sınavı gibi sabit bölümlerede ulaşabileceksiniz. Çok sık güncelleyemesemde faydalı bulduğum bilgileri sizlerle paylaşmak istiyorum. Günlüğümün özellikle tanıdıklarımla buluşma ve ailemde birleştirici bir unsur olmasını istiyorum.