<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Hakan ATÇEKEN &#187; İslam</title>
	<atom:link href="http://www.hakanatceken.net/category/islam/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.hakanatceken.net</link>
	<description>Mü&#039;minin Ferasetinden Sakınınız. Çünkü O Allahın Nuru İle Bakar...</description>
	<lastBuildDate>Fri, 09 Jul 2010 09:31:06 +0000</lastBuildDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.9.2</generator>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
			<item>
		<title>İsra, Miraç, Yükseliş</title>
		<link>http://www.hakanatceken.net/2010/07/09/isra-mirac-yukselis/</link>
		<comments>http://www.hakanatceken.net/2010/07/09/isra-mirac-yukselis/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 09 Jul 2010 09:31:06 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[İslam]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.hakanatceken.net/?p=81</guid>
		<description><![CDATA[Her peygamberin miracı var. Her peygamber, hayatlarının &#8220;bittim&#8221;  noktasında miraçla teselli edilmiştir. Peygamberlerin &#8220;bittim&#8221; niyazı  &#8220;abduhu: O&#8217;nun kulu&#8221; gerçeğinin, Allah&#8217;ın &#8220;yettim&#8221; mesajı &#8220;rasuluhu:  O&#8217;nun elçisi&#8221; gerçeğinin ifadesidir. Aslında miraç, peygamber gayretine  sunulmuş ilahi bir teselli armağanı, manevi bir hediyedir.

Ademoğlu&#8217;nun  sembol atası Adem&#8217;in miracı Allah&#8217;a karşı hatasından dolayı yaşadığı  hüznün [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Her peygamberin miracı var. Her peygamber, hayatlarının &#8220;bittim&#8221;  noktasında miraçla teselli edilmiştir. Peygamberlerin &#8220;bittim&#8221; niyazı  &#8220;abduhu: O&#8217;nun kulu&#8221; gerçeğinin, Allah&#8217;ın &#8220;yettim&#8221; mesajı &#8220;rasuluhu:  O&#8217;nun elçisi&#8221; gerçeğinin ifadesidir. Aslında miraç, peygamber gayretine  sunulmuş ilahi bir teselli armağanı, manevi bir hediyedir.<br />
<span id="more-81"></span><br />
Ademoğlu&#8217;nun  sembol atası Adem&#8217;in miracı Allah&#8217;a karşı hatasından dolayı yaşadığı  hüznün zirvesinde gerçekleşti. Af müjdesini işte böyle bir miracın  sonunda almıştı. Kur&#8217;an&#8217;ın ifadesiyle &#8220;Adem Rabbinden kelimeler  almış/Adem&#8217;e Rabbinden kelimeler ulaşmıştı&#8221; (ayet iki anlama da  açıktır). Tevatüre göre bunun mekanı Arafat idi. Arafat, yani marifet,  yani kendini/haddini/kadrini bilme mekanı. Zaten insan ucunda marifet  yoksa, niçin &#8220;yükselir&#8221;, nice yücelir, nasıl miraç eder ki?</p>
<p>Nuh  Peygamber&#8217;in miracı hüznünün zirvesinde gerçekleşmişti. Bir insanın şu  dünyada yaşayabileceği en uzun ömrü tasavvur edin. İşte o, çocukluk  süresi hariç, böyle bir ömrü davet yolunda harcamış, fakat li-hikmetin,  ancak bir avuç insana ulaşabilmişti. Onlar arasına onca çabasına rağmen  bazı yakınlarını katamamıştı. Karada gemi yapma emri, onun miraç  hediyesiydi. Tufan, tuğyan ehli için bir felaket haberi, iman ehli için  bir kurtuluş müjdesi oldu.</p>
<p>İbrahim Peygamber&#8217;in miracı ateşin  içinde gerçekleşti. O, kendisine yardım için gelen vahiy meleğine, işte  bu ruhi yüceliş sayesinde &#8220;Rabbim bana yeter&#8221; diyebilmişti. Hiçbir  ateşin böylesine saf bir aşk ve imanı yakamayacağının örneğini ortaya  koydu.</p>
<p>Oğlu İsmail peygamber kurban edilirken, Yusuf peygamber  kuyuya atılırken, Yunus peygamber denizden kurtulurken, Musa peygamber  büyütüldüğü saraya peygamber olarak atanırken, İsa peygamber düşmanları  kendisini astıklarını sanırken miraçlarını yaşadılar.</p>
<p>Peygamberimiz  de davet sürecinin en zor yıllarında miracla ödüllendirildi. Bedenin  bittiği an, ruhun önünde ufuklar açılırdı. Miraçla bu gerçek gösterildi.  Onun son miracı, çevrenin baskısının en şiddetli anında yaşanmıştı.  Allah Rasulünün miracı hakkında sorular sorup, cevaplarını Kur&#8217;an&#8217;dan  alalım:</p>
<p>-Rasulullah bir kez mi miraç etti?<br />
-Necm suresi bu  soruya, birden fazla diyor (13).<br />
-Rasulullah miracta ne gördü?</p>
<p>-&#8221;Rabbinin  ayetlerinden bir kısmını&#8221; gördü (17:1). Gördüğü ayetlerin en büyüğü  vahiy meleği idi (53:18). Onu, asli suretinde gördüğünü Allah Rasulü  ifade etti. Yine miraçta müminlere vaat edilen cennet bir biçimde  gösterildi (53:15).</p>
<p>-Mirac beden ve ruhla mı, sadece ruhla mı,  yoksa rüya yoluyla mı gerçekleşti?</p>
<p>-İsra 60. ayet: &#8220;Sana  gösterdiğimiz bu rü&#8217;yayı (görme olayı) insanlar için bir imtihan/fitne  kıldık&#8221; diyor. Hz. Aişe Allah Rasulü&#8217;nün miracını ruhun bir müşahedesi  olarak niteliyor. İsra 1. ayet bu konuda fitneye düşmememiz için, isra  ve miraçla ilgili tüm yorumların kırmızı çizgilerini çiziyor. Bu  çizgiler, ayette üç noktada somutlaşıyor: 1) Ayet, &#8220;sübhan&#8221; gibi Allah&#8217;a  ilişkin tüm tasavvurların her tür beşerileştirmenin uzağında olması  gerektiğini ifade eden tenzih kelimesiyle başlıyor. 2) &#8220;Kulunu&#8221;  ifadesiyle, her tür yorumun Allah Rasulü&#8217;nün beşerliği temelinde  yapılması gerektiğine işaret ediyor. 3) Ayetin sonunda yer alan &#8220;..zira  O, evet sadece O&#8217;dur her şeyi işitip gören&#8221; cümlesi, Rasulullah&#8217;a neden  &#8220;Rabbinin ayetlerinin bir bölümünün gösterildiğini&#8221; açıklıyor. Bu üç  sınır, miraç hakikatini yorumlarken, aşmamamız gereken ilahi sınırlar  olarak ortaya konuyor.</p>
<p>Gelelim, miracın aktüel değerine: Miraç,  yücelmeyi ifade eder. Miracın tam karşı kutbunda &#8220;dünyevileşme&#8221; yer  alır. Dünyevileşmek, &#8220;edna olana/en alçak olana&#8221; çakılıp kalmaktır.  Dünyevileşme, &#8220;değerle&#8221; değil, &#8220;fiyatla&#8221; ilgilenenlerin derdidir. Onlar  kendi sahte miraclarının adını &#8220;ilerleme&#8221; koydular. Ruhlarını sattılar,  cesetlerine yedirdiler. Neticede, bir avuç dünyevileşmişin ilerleme  miti, insanlığa çok pahalıya patladı, azgın bir azınlık dışında kalan  bütün insanlığı mutsuzluğa boğdu. Dünyanın geldiği nokta bunun  göstergesidir.</p>
<p>Onları ilerleme mitleriyle baş başa bırakıp, biz  miracımıza sahip çıkalım? Bunu nasıl mı yapalım? Salatı ikame ederek,  namazı/duayı/desteği ayaklandırarak, Allah&#8217;a karşı esas duruşumuzu/klas  duruşumuzu bozmayarak</p>
<p>Mustafa İSLAMOĞLU</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.hakanatceken.net/2010/07/09/isra-mirac-yukselis/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Karaman&#8217;lı Gazze yolcusu Mustafa SEKMEN yurda döndü.</title>
		<link>http://www.hakanatceken.net/2010/06/04/karamanli-gazze-yolcusu-mustafa-sekmen-yurda-dondu/</link>
		<comments>http://www.hakanatceken.net/2010/06/04/karamanli-gazze-yolcusu-mustafa-sekmen-yurda-dondu/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 04 Jun 2010 06:31:44 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[İslam]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.hakanatceken.net/?p=73</guid>
		<description><![CDATA[Gazzeye yardım götüren gemide bulunan Karamanlı (hatta Kılbasanlı) yolculardan biri olan Mustafa SEKMEN yurda döndü. Kendisine selam ve Saygılarımı gönderiyorum.

Röportaj vidyosu için tıklayınız&#62;&#62;&#62;
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Gazzeye yardım götüren gemide bulunan Karamanlı (hatta Kılbasanlı) yolculardan biri olan Mustafa SEKMEN yurda döndü. Kendisine selam ve Saygılarımı gönderiyorum.</p>
<p><img class="alignnone" title="Mustafa SEKMEN" src="http://www.karamaninsesi.com/img/6NEDMXUa.jpg" alt="" width="401" height="294" /></p>
<p><a href="http://www.karamaninsesi.com/video/index.php?p=video&amp;id=109">Röportaj vidyosu için tıklayınız&gt;&gt;&gt;</a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.hakanatceken.net/2010/06/04/karamanli-gazze-yolcusu-mustafa-sekmen-yurda-dondu/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Elde var aşk &#8230;</title>
		<link>http://www.hakanatceken.net/2010/03/25/elde-var-ask/</link>
		<comments>http://www.hakanatceken.net/2010/03/25/elde-var-ask/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 25 Mar 2010 16:42:07 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[İslam]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.hakanatceken.net/?p=70</guid>
		<description><![CDATA[Yüreğini siper et.  Güvenlik içerisinde olursun. “Yoruldum”  deme sakın.
Göğsüne  yüreğinden başka muska takanlar  yorulurlar.
Göğüs kafesin acıdan bir mengene gibi yüreğini sıktığında, aşk var  mı, ona bak.
Varsa eğer, aldırma, dağlar gibi gelsin. Çünkü aşk, acıyı hayata  dönüştüren bir iksirdir.

Acıya aşık olanların  “Ey tabib elden gelirse yâremi gel emleme… Yar [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Yüreğini siper et.  Güvenlik içerisinde olursun. “Yoruldum”  deme sakın.</p>
<p>Göğsüne  yüreğinden başka muska takanlar  yorulurlar.</p>
<p>Göğüs kafesin acıdan bir mengene gibi yüreğini sıktığında, aşk var  mı, ona bak.</p>
<p>Varsa eğer, aldırma, dağlar gibi gelsin. Çünkü aşk, acıyı hayata  dönüştüren bir iksirdir.</p>
<p><span id="more-70"></span></p>
<p>Acıya aşık olanların  “Ey tabib elden gelirse yâremi gel emleme… Yar elinden gelmedir bu yâreyi  merhemleme…”  diyenlerin sırrı  burada yatmaktadır.</p>
<p>Bu sırrı bulanlardan  biri, sevdanın başöğretmeni öyle demiyor mu: “Ben hüzünlerin  Peygamberiyim.”</p>
<p>Aşk  varsa eğer, sen değil dağlar  sallansın.</p>
<p>Acıyı aşkla bal eylemeye bak. Sür merhem diye yürek yaralarına,  hayalinin ve umudunun kırık yerlerine, içinin Karacaahmed&#8217;e dönmüş  bölgelerine.</p>
<p>Aldırma hainlere, ihanetlere. Onlar acıyı aşka dönüştürmemiş  zavallılardır. Onlar, muhteşem acılara pespaye sevinçleri tercih eden aşk  sefilleridir.</p>
<p>Unutma, bin sevincin vermediğini bir acı verir. Acını, aşkın  santralinde bitimsiz bir enerjiye dönüştürmeye bak. Hatırla ki yürek yürek  nükleer güç merkezidir. Seven ve inanan bir yürekle hiçbir atom santrali boy  ölçüşemez.</p>
<p>Bil ki, umuttan söz ettiğin her dem aşktan söz ediyorsunuzdur.  Çünkü umut aşkın çocuğudur. Aşksız umut, plastik bebekler gibidir; oynar,  eskitir ve atarsın.</p>
<p>“Umudum  tükendi”  deme, doğrusunu itiraf et, aşkının tükendiğini…</p>
<p>Sahi, aşk tükenir mi? Evet,  eğer ölümlüden, ölümlüye ve ölümlü adına ise tükenir.</p>
<p>O,  aşk suretinde görünen tutkudur. Tutku tutuklar, aşk azad eder. Bir duygunun aşk  mı tutku mu olduğunu anlamak istersen, rengine bak.</p>
<p>Rengine bak, kara sevda mı, ak sevda  mı?</p>
<p>Sevdanın karası köleleştirir, akı özgür kılar. Özgür kılan aşka  muhabbet denir.</p>
<p>Muhabbet, yüreğe  düşmüş bir tohumdur; “her başka yüz dane veren yedi başak” gibi,  yediverendir o.</p>
<p>Muhabbet  insanın harcadıkça çoğalan tek sermayesidir. Herşey  harcadıkça tükenir, muhabbet asla. Muhabbet  müebbeddir.</p>
<p>Üzerine üzerine gelen karanlığın kara yüzlü, kara vicdanlı, kara  güçlerini, aşkın siperine sığınarak püskürtebilirsiniz. Onlar kaybettiler, onlar  nefretin eli kanlı temsilcileri… Sen kazandın, çünkü sen aşkın cephesinde yer  aldın, aşkın ve aşkının.</p>
<p>Hesabını yaparken tarihi unutma, coğrafyayı unutma. Acıyı unutma,  sancıyı unutma. Melekleri, Sakarya&#8217;yı, Nil&#8217;i, Tuna&#8217;yı, Fırat&#8217;ı, Dicle&#8217;yi unutma.</p>
<p>İstanbul&#8217;un, Kahire&#8217;nin, Bağdat&#8217;ın, Şam&#8217;ın Mekke&#8217;nin çocukları  olduğunu unutma. Senin kara, sarı beyaz kardeşlerin olduğunu, yüreğinin Asya,  Afrika, Afrika, Avrupa, Amerika taraflarının olduğunu unutma.</p>
<p>Fakat,  hesabını yaparken kesinlikle şöyle başlamalısın:</p>
<p>“Elde var  aşk”<br />
<span style="font-family: Arial;"><strong>09/04/2008</strong> </span><br />
MUSTAFA İSLAMOĞLU</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.hakanatceken.net/2010/03/25/elde-var-ask/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>MODERN EĞİTİMİN YANLIŞLARI VE YENİ BİR MODELİN ESASLARI</title>
		<link>http://www.hakanatceken.net/2010/01/11/modern-egitimin-yanlislari-ve-yeni-bir-modelin-esaslari/</link>
		<comments>http://www.hakanatceken.net/2010/01/11/modern-egitimin-yanlislari-ve-yeni-bir-modelin-esaslari/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 11 Jan 2010 19:51:38 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[İslam]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.hakanatceken.net/?p=66</guid>
		<description><![CDATA[I &#8211; Modern eğitimin esasa dair  yanlışları
1-      Modern eğitim,  değer değil fiyat esasına dayalıdır. Vücudu değil mevcudu öncelemektedir. Eşyanın mahiyetini atlayarak hüviyetine yoğunlaşmış, orada da  durmayıp işlevinde karar kılmıştır. Dolayısıyla eşyanın hakikatini bilmeye  ilişkin bir derdi yoktur.  Eşyanın  kullanımına göz dikmiştir. Oysaki yer, gök, toprak, su vd. “mevcud”u temsil [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p align="center"><strong>I &#8211; Modern eğitimin esasa dair  yanlışları</strong></p>
<p>1-      <strong><em>Modern eğitim,  değer değil fiyat esasına dayalıdır.</em></strong> Vücudu değil mevcudu öncelemektedir. Eşyanın <strong>mahiyetini</strong> atlayarak <strong>hüviyetine</strong> yoğunlaşmış, orada da  durmayıp işlevinde karar kılmıştır. Dolayısıyla eşyanın hakikatini bilmeye  ilişkin bir derdi yoktur.  Eşyanın  kullanımına göz dikmiştir. Oysaki yer, gök, toprak, su vd. “<strong>mevcud</strong>”u temsil ederler. Bunlar  arasındaki ortak nokta “<strong>vücud</strong>”dur.  Modern eğitim meyveyi nasıl taşlayacağımızı öğretiyor, ağacın bütün içindeki  anlamını merak bile etmiyor. Modern akıl mevcuda kilitlenip vücudu göremiyor.  Oysa ki formda ayrı ayrı, alakasız görünenler vücutta bir olur. Varlık,  yaratanına şahittir. Bu şahitlik eşyanın mevcudu ve hüviyeti üzerinden değil,  eşyanın vücudu ve mahiyeti üzerinden kavranabilir.</p>
<p><span id="more-66"></span></p>
<p>2-      <strong><em>Tek  dünyalıdır.</em></strong> Bilgiye sahipsiz bir şey  muamelesi yapar. Bunun için de bilginin çalınabilecek bir şey olduğunu düşünür.  Bilgiyi saklamayı mubah görmesinin sebebi de budur. Modernler bilginin “<strong>hayrına</strong>” değil, “<strong>yararına</strong>” ve “<strong>hazzına</strong>” taliptirler. Bilgi de onlara  hayır değil yarar ve haz vermektedir. <strong>İnsanlık tarihi boyunca bilgi hiç bu kadar  depolanmadı, ama bu kadar bereketsiz olduğu bir zaman da  yaşanmadı.</strong></p>
<p>3-      <strong><em>İlim ile âlimin  arasını ayırmıştır.</em></strong> Bu ayrım bilgiyi  ahlaktan mahrum etmiştir. Ahlaksız bilginin artışı erdem artışını getirmemiş,  “öğretilmiş vahşi” (el-muallemu’l-vahş) çıkarmıştır. Bilen ile bilinenin  arasındaki bağın kopması sadece bilgiyi ahlaktan (yani hayattan) mahrum  bırakmamış, talebeyi de üstattan mahrum bırakmıştır. Zira bilgiye ambardan  aşırılacak darı muamelesi yapılmıştır.</p>
<p>4-      <strong><em>Bilgi  dünyevileşmiştir.</em></strong> Böylece bilginin  aşkınla, yani Allah’la bağı koparılmıştır. Bilgi edinmek bir ‘iş’ ve ‘meslek’  haline gelmiştir. Oysa, Allah’la bağlantısı kurulan bir bilgiyi elde etmek  ibadettir. Bunun sonucunda bilgisi artanın erdemi, vicdanı, sabrı, ahlakı,  sorumluluk bilinci artmamakta, tersine azalmaktadır.</p>
<p>5-      <strong><em>Değersizleştiricidir.</em></strong> Varlık kategorilerini izah ederken her üst kategoriyi alt  kategoriye nisbetle açıklamaya çalışır. Mesela lahana büyüyen taş, köpek  havlayan lahana, insan konuşan hayvandır. Bu da insanın eşrefiyyetini yok ederek  istatistik bir varlığa indirgenmesine yol açar. Bu pozitivizmin ve materyalizmin  bilginin başına ördüğü çoraptır. Marx, Freud ve Darwin birer indirgeme  operatörüdür. İlki insanlık tarihini maddeye, ikincisi insan psikolojisini  şehvet güdüsüne (libido), üçüncüsü insan adlı şerefli varlığı maymuna  indirgemiştir.</p>
<p>6-      <strong><em>İnsanı her şeyin  ölçüsü olarak gören bir hümanizme dayanır.</em></strong> İnsanı her şeyin ölçüsü ilan etmek, aslında hiçbir şeyin  ölçüsünün olmadığını söylemekle eşdeğerdir. Zira bu, insanın beşeri arzu,  şehvet, içgüdü ve benliğini putlaştırmak, tanrılaştırmaktır. İnsana yapılacak en  büyük kötülük ona Tanrılık yakıştırmaktır. Bu insanı asla Tanrı yapmaz, fakat  kesinlikle insanlıktan çıkarır.</p>
<p>7-      <strong><em>Bilgi ahlakından  yoksundur.</em></strong> Eski Yunan’da ateşi  tanrılardan çalan Prometheus efsanesi, Pavlusyen Hıristiyanlık tarafından  Âdem’in cennetten kovuluşuna uyarlanmıştır. İnsanoğlu bilgiyi tanrıdan  aşırabiliyorsa, eşyadan ve tabiattan zorla ve işkence ederek almasında ne beis  olabilir? Bu yamuk tasavvur, bilgiyi insanın Tanrı’ya karşı rekabet ve  “özgürleşme/bağımsızlaşma” aracı olarak görmesi sonucunu doğurmuştur. Bugün  dünyayı tabii felaketlerin eşiğine getiren sebepler zincirinin arkasında yatan  tasavvur budur.</p>
<p>8-      <strong><em>Rekabetçi ve  yarışmacıdır.</em></strong> “Ben çaldım, sen de git  çal” mantığı hâkimdir. Rekabetçilik giderek aracı bilgi olan bir savaşa  dönüşmüştür. Bilgi bu savaşın silahları, bilginler bu savaşın  tezgahlayıcılarıdır. “Bilgi toplumu” adı altında kutsanan rekabettir. Rekabet  ile hasımlık arasındaki hassas çizgi her an ihlal edilmeye  hazırdır.</p>
<p>9-      <strong><em>Tekelcidir.</em></strong> Bilenin ahlakı bilgisine paralel artmadığı için, bilen bilgiyi tanrılaşmak için  kullanır. Böylece bilgi masum bir “bilgi” olmaktan çıkıp dogma haline gelmekte,  bilim dinine dönüşmektedir. Bu yönelişin tipik örneklerinden biri “Bilim Dini”  diye bir din icat eden Auguste Comt’tur. O, <strong><em>Pozitivizm Dini</em></strong> adlı eserinde bilimi  temsilen 23 yaşındaki genç bir kıza tapınmayı önerecek kadar kendinden geçmişti.</p>
<p>10-  <strong><em>Bölücüdür.</em></strong> Okula,  ekole dayanır. Bizse camiye dayanırız. Okul, bir fikrin diğerlerine karşı  savunulduğu mekân, toplum, tarz ve usuldür. Cami ise toplayandır.</p>
<p>11-  <strong><em>Hayatı  kompartımanlara ayırır.</em></strong> Oysa bizde  hayat ırmak gibidir. Bir su ancak denize katılarak sadık kalır, yatağına dönerek  değil. Batı’da bebeklik, çocukluk, gençlik, yetişkinlik, yaşlılık hepsi ayrı  kompartımanlardır, materyalleri de ayrıdır. Bizde bu bir bütündür. Bu yüzden  batıda tecrübe sıfırlanmıştır. Hep gençliğe oynar. Çünkü istismarcıdır. Bilgi ve  okul manipüle etmek için kullanılır. Çünkü kişinin nefsine yenilmeye en  elverişli olduğu dönem gençliktir. Eğitmek için değil, azgınlaştırmak ve  ticarete elverişli hale getirmek için gencin bedenini ve beşer yönünü istismar  eder.</p>
<p>12-  <strong><em>Siyasi istismara  açıktır.</em></strong> Batı bin pareye bölünmüş  kendi bünyesini okulla birleştirip bütünleştirirken, doğuyu okulla paramparça  edip dağıtmıştır. Ortaçağda bizdeki her bir siyasi birime karşılık onların iki  yüz birimi vardı. 200 yıl sonra durum tersine döndü. Okulun siyasi istismar için  kullanılışına Beyrut Amerikan Üniversitesi tarihi tipik bir örnektir. Yine  1870-1900 arasında Anadolu’yu bıtırak gibi kaplayan ve toplam sayısı 435’i bulan  <strong>Anadolu’daki Amerikan Misyoner  Okulları</strong> (American Board of Comissioners for Foreign Mission) bunun  ibretamiz örneğidir.</p>
<p>13-  <strong><em>Tektipleştiricidir</em></strong>. Ulus devlete hizmet ettiği için farklılıkları tehdit  olarak görür, zekâları eşitlemeye çalışır. Her bir insanın biricik ve  orijinalliği üzerine değil, farklılıkların tektipleştirilmesi düşüncesine  dayanır. Sonuçta okullar, korkunç bir zekâ israfına yol açar ve entelektüel  soykırım arenasına dönüşür.</p>
<p>14-  <strong><em>Bilmişlik  durumunu yaşanmışlık durumuna önceler.</em></strong> Anneliğin bilgisini anneliğin kendisine, erdemin bilgisine erdemli olmaya,  hikmetin bilgisini hikmetli davranmaya önceler.</p>
<p>15-  <strong><em>Bireyleştirici ve  başarı odaklıdır.</em></strong> Bu sistemde bireyin  bilgisi artıkça bencilliği de artar. Bilgi erdemi değil, egoyu büyütür. Ve bilgi  bir tahakküm aracına dönüşür. Başarı odaklı eğitim, “kazan da nasıl kazanırsan  kazan” düşüncesini meşrulaştırır. Başarı tapınılan bir put haline geldiği için,  kimse elde edilen başarının ödenen maliyeti karşılayıp karşılamadığını  hesaplamaya yanaşmaz. Bu ise bir başarı için bin iyiliğin feda edilmesine zemin  hazırlar.</p>
<p>16-  <strong><em>Görsel ve  görselleştiricidir. </em></strong>Görünürlük her  şeyin önündedir. Bir şeyin nasıl olduğundan çok nasıl göründüğüne odaklanır. İyi  görünmek iyi olmaya öncelenir. Sonuçta bu sestim manevi duyuları yok saymış,  maddi duyuları da göze indirgemiştir. Bu, gözümüzü açmamış, aksine gözü bozmuş,  kulağı da bitirmiştir. Modern eğitim dinlemeyi işbu sayede unutturmuş, böylece  sözün değeri de düşmüştür. Sözden boşalan yeri güç ile doldurmaya yeltenmiştir.  Bunun en vahim sonucu kulağın bitiyor oluşudur.</p>
<p>17-  <strong><em>Kalpsizdir.</em></strong> Sonuçta, kalpsiz akletmeye kalkıştığı için sadece akılcı olabilmiştir.  Muhatabını önce bilgiç’e, sonra kendini bilmeze  dönüştürmüştür.</p>
<p>18-  <strong><em>Tanıyıcı değil  tanımlayıcıdır.</em></strong> Tanımak için, merak  gerekir. Tanımak için, farklılığın peşinen kabulü gerekir. Farklılığı peşinen  kabul etmeyen bir tasavvur tanımak yerine tanımlamaya kalkışacaktır. Tanımlayan  kendini özne görüp karşısındakini nesneleştirir. Bu durumda diyalog zayıflar,  tanımlayanın tanımlanana üstünlüğü gündeme gelir.</p>
<p align="center"><strong>ıı – yeni bir eğitim modelinin  üzerinde yükseleceği esaslar*</strong></p>
<p>1.       <strong><em>Değer odaklı  olmalıdır, fiyat odaklı değil</em></strong><em>.</em> Bunun için de bilginin sadece “bilişsel” (kognitif) veya  “inşa edici (konstrüktif) yanını değil, ontolojik olduğunu itiraf etmelidir.  Unutulmamalı ki vücut mevcuttan önce gelir.</p>
<p>2.       <strong><em>Çift dünyalı  olmalıdır</em></strong><em>.</em> Bilgiye ambardan  aşırılacak darı muamelesi yapmak yerine hesabı sorulacak/verilecek bir emanet  olarak bakmalıdır. Böyle bir paradigma bilgi stokçuluğunu ve hırsızlığını mubah  göremez.</p>
<p>3.       <strong><em>Bilgi, bilinen ve  bilenin/Alim, malum ve talibin arası açılmamalıdır.</em></strong> Bilgi elde etme sadece öğretime indirgenmez, eğitim ayağı  da en az öğretim ayağı kadar önemsenir.</p>
<p>4.       <strong><em>Merhamet ve  şefkat temelinde yükselmelidir.</em></strong> Tıpkı  Rahman suresinin girişinde işaret buyurulduğu gibi temeli şefkat, merhamet ve  muhabbete dayanmalıdır.</p>
<p>5.       <strong><em>İlmin el-Alim  tarafından bahşedilmiş bir emanet olduğu unutulmamalıdır.</em></strong> İlmin bir mevhibe-i ilahiye oluşunu peşinen kabul  etmelidir. Talimu’l-Esma bunu ifade eder.</p>
<p>6.       <strong><em>İnsanlığın  değişmez değerlerinden neş’et etmelidir.</em></strong> Fiyatları değil değerleri artırmayı hedeflemelidir. Bilgi  ölçme ve değerlendirme sadece “rakamlara”, sınav sadece “test”e indirgenmemeli,  bilginin sahibine yüklediği ahlak, erdem ve sorumluluk bilinci ölçme ve  değerlendirmede ilk sırayı almalıdır.</p>
<p><strong><em>7. </em></strong><strong><em>İnsanı tanrıyla  savaşan bir “hırsız” olarak değil “şeref” ve keramet” sahibi bir şaheser olarak  tanımlamalıdır. </em></strong></p>
<p>8.       <strong><em>Ahlaktan bilgiye  doğru bir seyir izlemelidir</em></strong><em>.</em> Bilgiyi ne sebep ne sonuç, sadece “iyi, doğru, hak ve  güzel” olanı bulmak için elverişli bir “araç” bilmelidir.</p>
<p>9.       <strong><em>Paylaşımcı  olmalıdır</em></strong><em>.</em> Zira bilgi bir  emanettir her emanet gibi hesabı sorulacaktır. Bilginin de zekatı ve sadakası  vardır.</p>
<p>10.   <strong><em>Parçalayıcı değil  bütünleştirici (cami) olmalıdır.</em></strong> Ötekini tanımlayıcı değil tanıyıcı olmalıdır. Hem her şeyin her şeyle  bağlantısını, hem sebeplerle sonuçlar arasındaki bağlantıyı, hem var edenle  varlık arasındaki bağlantıyı öğretmeyi hedeflemelidir.</p>
<p>11.   <strong><em>Bilgi bir ibadet  olarak kabul edilmelidir</em></strong><em>.</em> Hiçbir örgütlü gücün ideolojik aygıtı olarak  kullanılmasına izin verilmemelidir. Eğitimin en yüksek amacı hakikati bilmek  olmalıdır.</p>
<p>12.   <strong><em>Her insan tekinin  benzersizliğini peşinen kabullenmelidir.</em></strong> Birey değil şahsiyet odaklı olmalıdır. Farklı zekalara,  mizaçlara, yeteneklere saygı göstermelidir. Bunun için de fıtratı tahrip eden,  yeteneği körelten, mizacı yok sayan her türlü müdahaleden uzak durmalıdır.  Varolan yeteneği olgunlaştırma, eğitme, kışkırtma ve tekamül ettirmeyi  amaçlamalıdır.</p>
<p><em>13. </em><strong><em>Tecrübeye  bilginin en değerli katmanı olarak saygı duymalıdır</em></strong><em>.</em><strong> </strong>Geçmişin usulünü almalı ve geleceğe  uzanmalıdır. Önceki nesillerin tecrübesinden bağımsız bir eğitim ne kadar  yanlışsa, tamamen eskinin kalıplarına mahkum olmak da o kadar yanlıştır. Bugünü  anlamak için dünden yola çıkmalı, mazi-Hal ve istikbali birlikte  kucaklamalıdır.<em></em></p>
<p>14.   <strong><em>Dinlemeye dayalı  olmalıdır</em></strong><em>.</em> Kulağı en az göz  kadar kullanan, sözü ait olduğu müstesna yere koyan bir model  olmalıdır.</p>
<p>15.   <strong><em>Öğrenen</em></strong><em>-<strong>öğreten</strong> <strong>ilişkisine dayalı  olmalıdır.</strong></em> Kitabı bile hocadan  okumalıdır. Öğreten yılların birikimi olan bilgi ve tecrübe evreni içerisinde  öğrenciyi eğitir. Bakış, duyuş ve algı biçimini/yöntemini öğrenciye yaşatarak  öğretir.</p>
<p>16.   <strong><em>Özgürlükçü ve hür  düşünceye dayanmalıdır. </em></strong>Özgürlüğün  olmadığı yerde ilim ve fikir hareketi olmaz. Özgür irade kullanılamaz ise  şahsiyet de gelişmez. Dolayısıyla her ilim talibi için ahlak ve saygı zemininde  sınırlama olmadan irade beyanı kaçınılmazdır. Aksi durumda, düşünemeyen ve  üretemeyen insan tipine mahkum olunur.</p>
<p>17.   <strong><em>Süreklilik esas  olmalıdır.</em> </strong>Her disiplin zamanla tekamül ederek gelişir. Usule bağlı  kalınarak zamanın ruhuna ve yeni ihtiyaçlara göre eğitimin, ilmi ve fikri  üretimi sürgit devam eder. Yeni imkan ve sorunları dikkate alarak kendisini  yeniler.</p>
<p>18.   <strong><em>Zamanın meşru  olan tüm yöntemlerini kullanmalıdır</em></strong><em>.</em> Gelişmeler karşısında savunmacı ve içe kapanarak geri  çekilme yerine, aktif ve aksiyoner bir tutumu esas almalıdır. Yeni icad edilen  iletişim araçlarından da gerekli ölçüde yararlanmayı  bilmelidir.</p>
<p>*Yayınlanmadan önce  sunumu yapılan bu metnin olgunlaşmasındaki katkılarından dolayı sevgili Adnan  İnanç kardeşime teşekkür ederim.</p>
<p>Mustafa İslamoğlu <span style="font-size: 9pt; font-family: Tahoma;"><span style="font-size: 9pt; font-weight: 700; font-style: italic; font-family: Arial;"><strong>03/10/2009 &#8211; 09:56</strong></span></span></p>
<p>http://www.mustafaislamoglu.com/yazidetay.php?Yazi_id=1963&amp;yazar=28</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.hakanatceken.net/2010/01/11/modern-egitimin-yanlislari-ve-yeni-bir-modelin-esaslari/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>KURBANIM &#8211; SERDAR TUNCER</title>
		<link>http://www.hakanatceken.net/2009/11/25/kurbanim-serdar-tuncer/</link>
		<comments>http://www.hakanatceken.net/2009/11/25/kurbanim-serdar-tuncer/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 25 Nov 2009 10:06:10 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[İslam]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.hakanatceken.net/?p=60</guid>
		<description><![CDATA[

Yar adıyla başlayayım sözüme
Gülsüz bağda bülbül ötmez kurbanım
Sözü önce söyleyeyim özüme
Yoksa kalpten kalbe gitmez kurbanım
Sen senin olmazsan tüm dertler biter
Varını yokunu mürşidine ver
Ustanın elinde kütük ol yeter
Teslim olan zarar etmez kurbanım
Güvenme kendine ben oldum diye
Pişenler hamım der bir düşün niye
Tövbe lazım ettiğimiz tövbeye
Bir tövbeyle bu iş bitmez kurbanım
İltifat beklemek kırılmak nedir
O kapıdan kovsa sen bacadan [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><object classid="clsid:d27cdb6e-ae6d-11cf-96b8-444553540000" width="400" height="300" codebase="http://download.macromedia.com/pub/shockwave/cabs/flash/swflash.cab#version=6,0,40,0"><param name="allowfullscreen" value="true" /><param name="allowscriptaccess" value="always" /><param name="src" value="http://www.izlesene.com/embedplayer.swf?video=262443" /><param name="bgcolor" value="#000000" /><param name="wmode" value="window" /><embed type="application/x-shockwave-flash" width="400" height="300" src="http://www.izlesene.com/embedplayer.swf?video=262443" wmode="window" bgcolor="#000000" allowscriptaccess="always" allowfullscreen="true"></embed></object></p>
<p><a title="müzik -  serdar tuncer - kurbanım" href="http://www.izlesene.com/video/muzik-muzik----serdar-tuncer---kurbanim/262443" target="_blank"></a></p>
<p>Yar adıyla başlayayım sözüme<br />
Gülsüz bağda bülbül ötmez kurbanım<br />
Sözü önce söyleyeyim özüme<br />
Yoksa kalpten kalbe gitmez kurbanım</p>
<p>Sen senin olmazsan tüm dertler biter<br />
Varını yokunu mürşidine ver<br />
Ustanın elinde kütük ol yeter<br />
Teslim olan zarar etmez kurbanım</p>
<p>Güvenme kendine ben oldum diye<br />
Pişenler hamım der bir düşün niye<br />
Tövbe lazım ettiğimiz tövbeye<br />
Bir tövbeyle bu iş bitmez kurbanım</p>
<p>İltifat beklemek kırılmak nedir<br />
O kapıdan kovsa sen bacadan gir<br />
Ha sevmiş ha dövmüş ikisi de bir<br />
Sevmese kaşını çatmaz kurbanım</p>
<p>Çalış nasibini al dünyadan yana<br />
Ama sanma dünya yar olur sana<br />
Ahiret parası lazım insana<br />
Güneş hep batıdan batmaz kurbanım</p>
<p>Hizmet yoksa himmet olmaz bu kesin<br />
Hem hizmet nimettir böyle bilesin<br />
Gayret et gönle gir “benimdir” desin<br />
Sultan kölesini atmaz kurbanım</p>
<p>Yap dediğini yap emrine göre<br />
Bu iş bensiz olmaz deme boş yere<br />
O eli tutmuşsa insan bir kere<br />
Nefsini hesaba katmaz kurbanım</p>
<p>Cahiller ağzını açınca ben der<br />
Ben deyip yol alan var mı hiç göster<br />
Eli hep güzel gör kendini hep yer<br />
Tezek su dibine batmaz kurbanım</p>
<p>Günahtı sevaptı bunlar boş hesap<br />
Her neyi yaparsan için yap<br />
Avamın işidir bu hesap kitap<br />
Aşıklar kar zarar gütmez kurbanım</p>
<p>Dua kabul niye sıddıkın ahı<br />
Ne dedi hızıra nakşibend şahı<br />
Hatırla idrak et anla bu rahı<br />
Ben sadıkım demek yetmez kurbanım</p>
<p>Sadakat ne derse doğru demekmiş<br />
Onsuz doğrulara eğri demekmiş<br />
Sadakat sıddıkın bağrı demekmiş<br />
Ciğer yanar duman tütmez kurbanım</p>
<p>Er olmak isteyen serinden geçer<br />
Bir saki elinden badeyi içer<br />
Seç deseler yarin zehrini seçer<br />
Ağyarın balını tatmaz kurbanım</p>
<p>Sözün özü derdi minnet bil cana<br />
Yare can ver ki can yar olsun sana<br />
Serdar isen serini koy meydana<br />
Kurbanlara bıçak tutmaz kurbanım</p>
<p>Serdar Tuncer</p>
<p><img class="qtl" title="Copy selction" src="http://www.qtl.co.il/img/copy.png" alt="" /><a title="Search With Google" href="http://www.google.com/search?q=m%C3%BCzik%20-%20serdar%20tuncer%20-%20kurban%C4%B1m%20%7C%20izlesene.com" target="_blank"><img class="qtl" src="http://www.google.com/favicon.ico" alt="" /></a><img class="qtl" title="Translate With Babylon" src="http://www.babylon.com/favicon.ico" alt="" /></p>
<p><img class="qtl" title="Copy selction" src="http://www.qtl.co.il/img/copy.png" alt="" /><a title="Search With Google" href="http://www.google.com/search?q=Orjinal%20Link:%20TEVBE%20EDENLER%C4%B0N%20S%C4%B0TES%C4%B0%20http://www.tevbe.org/forum/ezgi-ve-ilahiler/34749-serdar-tuncer-kurbanim-oku-indir.html" target="_blank"><img class="qtl" src="http://www.google.com/favicon.ico" alt="" /></a><img class="qtl" title="Translate With Babylon" src="http://www.babylon.com/favicon.ico" alt="" /></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.hakanatceken.net/2009/11/25/kurbanim-serdar-tuncer/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kur&#8217;an ve Ramazan</title>
		<link>http://www.hakanatceken.net/2009/09/06/kuran-ve-ramazan/</link>
		<comments>http://www.hakanatceken.net/2009/09/06/kuran-ve-ramazan/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 06 Sep 2009 09:42:19 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[İslam]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.hakanatceken.net/?p=51</guid>
		<description><![CDATA[Kur&#8217;an&#8217;da Ramazan ayından söz eden Bakara suresinin 185. ayeti, biri diğerinin sebebi olan iç içe geçmiş unsurlardan oluşur. Buna göre:
1. Ramazan&#8217;ın sebebi Kur&#8217;an&#8217;dır.
2. Kur&#8217;an&#8217;ın sebebi hidayet, yani rehberliktir; hem de bütün bir insanlığa.
3. Hidayetin sebebi “beyyinât” ve “furkân”dır. Hidayet ancak bunlarla gerçekleşir.

Beyyinât, “hakikatin, savunulan tezi isbatlamaya yeterli olan apaçık belgeleri” anlamına gelir. Furkan ise “hakkı [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class="wp-caption alignnone" style="width: 482px"><img title="Kuran" src="http://img.blogcu.com/uploads/mgezer38_hatim.jpg" alt="Kuran" width="472" height="303" /><p class="wp-caption-text">Kuran</p></div>
<p>Kur&#8217;an&#8217;da Ramazan ayından söz eden Bakara suresinin 185. ayeti, biri diğerinin sebebi olan iç içe geçmiş unsurlardan oluşur. Buna göre:</p>
<p>1. Ramazan&#8217;ın sebebi Kur&#8217;an&#8217;dır.</p>
<p>2. Kur&#8217;an&#8217;ın sebebi hidayet, yani rehberliktir; hem de bütün bir insanlığa.</p>
<p>3. Hidayetin sebebi “beyyinât” ve “furkân”dır. Hidayet ancak bunlarla gerçekleşir.</p>
<p><span id="more-51"></span></p>
<p>Beyyinât, “hakikatin, savunulan tezi isbatlamaya yeterli olan apaçık belgeleri” anlamına gelir. Furkan ise “hakkı batıldan, doğruyu yanlıştan, adaleti zulümden, iyiyi kötüden seçip ayırma niteliği ya da yeteneği” anlamına gelir.</p>
<p>Kur&#8217;an&#8217;ın rehberliği ancak beyyinat ve furkan ile gerçekleşir. Bunların birincisi olan beyyinat Kur&#8217;an&#8217;ın kendisinde olup karşısındakine sunduğu, ikincisi olan furkan ise muhatabında inşa ettiği bir niteliktir. Ancak Kur&#8217;an&#8217;ın inşa ettiği bir tasavvur ve akıl “furkan” olma vasfını elde eder. Böyle bir tasavvur ve akılla bakan bir göz ancak beyyinat&#8217;ın delalet ettiği hakikatlare yerli yerinde görür ve kavrar.</p>
<p>Fakat bunun ilk ve olmazsa olmaz şartı Kur&#8217;an&#8217;a inşa edici bir özne olarak yaklaşılmasıdır. Uygulama maalesef bunun tersini ortaya koymuş, Kur&#8217;an&#8217;a nesne muamelesi yapılmıştır. Vahyin inşa edici bir özne olmaktan çıkarılıp &#8216;kutsal nesne&#8217; haline getirilmesi üç aşamada gerçekleşmiştir:</p>
<p>Birinci aşama: Lafız mânâ ve maksattan oluşan vahyin makro ayağı olan “maksat” ihmal edilerek, vahiy lafız ve manaya indirgenmiştir. Oysa lafız ve mânânın hakemi maksat idi. Hakem dışlanınca, ilahi vahyin muradını anlamak güçleşti. Yalnız lafız ve manaya dayanarak anlama çabaları, bir takım anlama sorunlarına kapı açtı. Maksadı göz ardı edilen vahyin, inşa edici bir özne olmaktan çıkarılması doğaldı. Çünkü inşa edicilik doğrudan vahyin maksadıyla alakalıydı.</p>
<p>İkinci aşama: Lafız ve manaya indirgenen vahyi anlama işi, bu kez ikinci ayağından da mahrum kalarak sadece lafza indirgendi. Bu, yukarıdaki şekilde başlayan sürecin doğal sonucuydu. Bu sonuç ise, anlamın kendi kendini üretmesine engel oldu. Vahyin muhatapları vahiyle diyalog kurmak, onu diyalojik bir tasavvurla “okumak” yerine onu “tilavet” ettiler. Bu aslında, anlamın yokluğundan doğan açığı, lafızla kapatmak demekti.</p>
<p>Üçüncü aşama: Vahiy sadece lafza indirgenince, Kur&#8217;an da sadece “mushaf&#8217;a indirgendi. O artık inşa eden bir özne değildi. Çünkü o muhataplarını değil, muhatapları onu &#8216;yüceltiyorlardı.&#8217; Oysa ki vahiy kendiliğinden yüceydi ve onun insan tarafından yüceltilmeye değil, anlaşılmaya ve yaşanmaya ihtiyacı vardı. Vahyi nesneleştiren muhataplar, onu nesneleştirmenin bedelini “ yücelterek” ödeme çabası içine girdiler. Bu adeta vahye verilmiş bir “süs payı”na dönüştü. O muhataplarının hayatından bir şeyleri imha edip yeni bir şeyler inşa etmeyecek, muhatapları da vahyi ne kadar becerebilirlerse o kadar yükseğe kaldıracaklardı.</p>
<p>Yeri gelmişken belirteyim: Son yıllardaki “Kur&#8217;an okuma ve anlama” çabaları, ne yazık ki yukarıda aktardığım süreci tersine çevirememiştir. Hatta klasik dönemlerdeki bu sürecin tam ters dönmüş modern bir versiyonu haline gelmiştir. Çünkü bu çabaların temelinde vahiyle inşa olmaktan daha çok, Kur&#8217;an kültürüne sahip olma, entelektüel kapasiteyi artırma, beyin fırtınaları estirme ve zihin egzersizleri yapma arzusu yer alıyordu. Sonuçta modern tasavvurla klasik tasavvur aynı gözede, vahyi nesneleştirme gözesinde buluşmuşlardır.</p>
<p>Bu süreçte vahyin yönü yüz seksen derece değişmişti. İnşa edici olarak vahiy yukarıdan aşağı inen bir hitab iken, özneleşen vahiy aşağıdan yukarıya ruh taşıyan bir “uçan halı” haline getirilmişti.</p>
<p>Kur&#8217;an algısında meydana gelen bu tarihi kırılma, özetle şöyle gerçekleşti:</p>
<p>Anlam hayatın içinde &#8216;üretilemeyince&#8217; form tüketildi. Tüketilen form inşa edici özelliğini yitirmeye başladı. Buradan sonra tüketenlerin kimliğine göre ikiye ayırmak gerekiyor:</p>
<p>Birinci hissi nesneleştirme&#8230;</p>
<p>İkincisi aklî nesneleştirme&#8230;</p>
<p>Hissi nesneleştirme hepimizin malumu: Anlam tükenince form yüceltilir. Yüceltilen form, makulün değil mahsusun konusu haline gelir. Mahsusun konusu olan kutsal bir form ise, anlaşılmaz tilavet edilir, yaşanmaz fetişleştirilir.</p>
<p>Akli nesneleştirme ise, malum olmanın ötesinde bizim neslimizce “bittecribe sabit” olan bir algı türü: Mahsusun karşısında yer almıyor, çünkü “makul”değil, sadece “akılcı”. Diğerinin tam karşısında yer alıyor, dengesizliğin karşı kutbunda yani. Asıl zaafı, vahyi kişiliğini inşa edici bir özneye dönüştürememek. Çünkü, algı biçimi yanlış. Tıpkı hissi algıda olduğu gibi, bu algının yanmışı da nesneleştirme. Tek fark var, o da “hissi” değil “akli” olması.</p>
<p>Alıntı : Mustafa İSLAMOĞLU</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.hakanatceken.net/2009/09/06/kuran-ve-ramazan/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Allah insanı adam yerine koyuyor da kullara ne oluyor?</title>
		<link>http://www.hakanatceken.net/2009/09/05/allah-insani-adam-yerine-koyuyor-da-kullara-ne-oluyor/</link>
		<comments>http://www.hakanatceken.net/2009/09/05/allah-insani-adam-yerine-koyuyor-da-kullara-ne-oluyor/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 05 Sep 2009 09:28:16 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[İslam]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.hakanatceken.net/?p=48</guid>
		<description><![CDATA[Allah insanı adam yerine koyuyor da kullara ne oluyor?
Fatih daha yirmi bir yaşında bir delikanlı iken, çağ açıp çağ kapatmayı, İstanbul’u fethetmeyi, gemileri karadan yürütmeyi nasıl başardı?
Bir eğitimci olarak bu sorunun cevabını çok düşündüm. Bu kadar genç yaşta bu kadar büyük başarılar elde etmeyi nasıl başardı Sultan Fatih? Anne babası ve hocaları onu bu kadar [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Allah insanı adam yerine koyuyor da kullara ne oluyor?</p>
<p>Fatih daha yirmi bir yaşında bir delikanlı iken, çağ açıp çağ kapatmayı, İstanbul’u fethetmeyi, gemileri karadan yürütmeyi nasıl başardı?</p>
<p>Bir eğitimci olarak bu sorunun cevabını çok düşündüm. Bu kadar genç yaşta bu kadar büyük başarılar elde etmeyi nasıl başardı Sultan Fatih? Anne babası ve hocaları onu bu kadar iyi yetiştirmeyi nasıl başardı? Ellerinde sihirli bir değnek mi vardı?</p>
<p>Yirmili yaşlardaki gençlerimizi (gençliğimizi) düşünüyorum. Bu yaşlardaki gençlerimiz ya Üniversiteye hazırlanıyorlar, ya askerde oluyorlar, ya da üniversitede okuyorlar. Bir kısmı da askerliği tecil etmek için veya okumayı dışardan da olsa sürdürebilmek için açık öğretim fakültesinde okuyorlar.</p>
<p>Sorun gençlerin mayasında mı yoksa onları yetiştirmek gibi büyük bir sorumluluğu olan biz büyükler de mi?</p>
<p>Fatih Sultan Mehmed’in hayatını okurken en çok dikkatimi çeken olaylardan bir tanesi de, babası tarafından daha on dört yaşında tahta oturtulmasıdır. Daha çocuk yaşta bir insanı niçin tahta geçirirler? Koca devleti bir çocuğun omuzlarına yüklemek çok anlamsız geliyor ilk bakışta.</p>
<p>Evladına, daha on dört yaşında olduğu halde, “bir devleti yönetebilecek kadar iyi yetiştin sen!” mesajını veren bir babanın oğlunun, çağ açıp çağ kapatabilmesine şaşırmamak lazım.</p>
<p>İyi yetişmiş bir evlat ve padişah olduğunun en büyük ispatlarından birisi de, babasını tahtın başına çağırırken kullandığı cümledir. “Eğer ben padişahsam, emrediyorum! Ordunun başına geç! Eğer sen padişahsan, zaten görevin bu! Ordunun başına geç!”</p>
<p>Benim derdim, zaten tüm dünyanın hayran olduğu, Peygamber müjdesine mazhar olmuş bir padişahın hayatından kesitler sunmak değil.<br />
Biz yetişkinler gençlerimizi ne kadar adam yerine koyuyoruz?<br />
Bu ülkede kaç tane baba, yeni bir yatırım yaparken on dört yaşında oğlunun fikrini alarak onu adam yerine koyar?<br />
Bu ülkede kaç tane anne, evine yeni bir eşya alırken daha on dört yaşında olan kızının fikrini alarak onu adam yerine koyar?<br />
Bu ülkede kaç tane öğretmen, daha liseye başlamamış öğrencilere kendilerinin artık yetişkin bir birey olduğu bilincini vermemiz gerektiğinin bilincindedir?<br />
Bu ülkede kaç tane eğitimci bu gerçeklerin farkında olmanın yetmediğini, bu gerçekleri sadece öğrenciye anlatmanın da sorunları çözmediğini, anne ve babalara da bu gerçekleri anlatmak zorunda olduğumuzu düşünür?</p>
<p>Tayların yetişmesi<br />
Çocukluğu ve gençliği köyde geçmiş biri değilim. Sadece yazları birkaç haftalığına köyde kalırdık. Ancak köylerde tayları nasıl yetiştirdiklerini, tavukların civcivlerini yanlarından niçin uzaklaştırdıklarını rahmetli dedemden dinlemiştim.<br />
Bir eğitimci olunca da geçmişteki hatırlarınızın büyük bir kısmı “eğitime bakışınızı” yönlendiriyor.<br />
Hala annesinin peşinde gezen tayların, birkaç aylık olduktan sonra, sahibi tarafından sırtına boş bir sepet asılır. Yük taşımaya alışmaları için her hafta sepetin içine biraz daha ağır yük konur. Hiçbir yük olmasa dahi haftada bir sepetlerin içine birer taş daha atılarak tayın yükü artırılır. Tay’ın sahibi bilir ki hiç yük taşıtmadan büyütülen taylar at olunca da tay gibi güçsüz kalır.<br />
Yirmi yaşını geçtiği halde hala çocuk gibi davranan gençlerin anne ve babalarının (sahiplerinin) yapmış olduğu en büyük hatalardan birisi de budur.</p>
<p>Civciv tavuk olmaya başladığını anlamalı.<br />
Evlatlarını koruma konusunda tüm canlılar fedakarlık yaparlar. Ancak çok bilinenlerden bir tanesi de tavukların civcivlerini koruma mücadelesidir. “Korkak tavuk!” gibi korkaklıkla anılma sıfatını üzerinde taşıyan( ,) dünyanın en korkak varlıklarından kabul edilen tavuk bile, etrafında civcivleri varken aslan kesilir. Kimse kendisine ve civcivlerine yaklaşamaz.<br />
Evlatlarını, yani civcivlerini bu kadar çok seviyor olmasına rağmen, civcivler biraz büyünce anne tavuk tarafından yanlarından uzaklaştırılır. Kendi ayakları üzerinde durmayı öğrensinler diye anne tavuk civcivlerini kanatlarıyla yanından uzaklaştırmaya başlar.<br />
Anne tavuk bunu yapmamış olsa, tavuk kadar boyu olmasına rağmen, civciv gibi davranan tavuklar yetiştirmiş olur.</p>
<p>* * * * *</p>
<p>Bir genci ne zaman adam yerine koymak lazım?<br />
Bu sorunun cevabını bir eğitimci olarak benim, ya da bir psikologun vermesine itiraz edebilirsiniz. Ancak bu sorunun cevabını Allah (c.c) verirse herkes susmak zorundadır.<br />
Soruyu, “Allah insanı ne zaman adam yerine koyuyor?” şeklinde sormakta fayda var. Cevabı çok basit… “Buluğ çağı” veya “Ergenlik dönemi” dediğimiz dönemden itibaren Allah insanı mükellef yapıyor, yani adam yerine koyuyor.</p>
<p>Ne garip değil mi?<br />
Allah insanı adam yerine koyuyor da anne babası yada öğretmeni adam yerine koymuyor.<br />
Bizim adam yerine koymadığımız evladımızı başkaları niçin adam yerine koysun?<br />
Bizim adam yerine koymadığımız öğrencilerimizi başkaları niçin adam yerine koysun?<br />
Bizim adam yerine koymadığımız gençlerimizi başkaları niçin adam yerine koysun?</p>
<p>Alıntı :<br />
Sait ÇAMLICA<br />
Eğitimci – Yazar</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.hakanatceken.net/2009/09/05/allah-insani-adam-yerine-koyuyor-da-kullara-ne-oluyor/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>3</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Sigarayı Bırakmanın Tam Zamanı: Ramazan</title>
		<link>http://www.hakanatceken.net/2009/08/25/sigarayi-birakmanin-tam-zamani-ramazan/</link>
		<comments>http://www.hakanatceken.net/2009/08/25/sigarayi-birakmanin-tam-zamani-ramazan/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 25 Aug 2009 12:22:43 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[Yazdıklarım]]></category>
		<category><![CDATA[İslam]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.hakanatceken.net/?p=43</guid>
		<description><![CDATA[ 


Hepimiz için farklı anlamlar ifade eden Ramazan-ı Şerif ayına birkez daha kavuşmak nasip oldu. Öyle ki Allah-ü Tealanın bizlere bizler için ikram ettiği Oruç nimeti var bu ayda. Oruç neden var? Neden başka bir ay değil de Ramazan’da tutuluyor? Oruç tutunca ne kazanıyoruz? Aç kalmak susuz kalmak neyin çaresi olsa gerek? Gibi aklımızı zihnimizi [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><!--[if gte mso 9]><xml> <w:WordDocument> <w:View>Normal</w:View> <w:Zoom>0</w:Zoom> <w:TrackMoves /> <w:TrackFormatting /> <w:HyphenationZone>21</w:HyphenationZone> <w:PunctuationKerning /> <w:ValidateAgainstSchemas /> <w:SaveIfXMLInvalid>false</w:SaveIfXMLInvalid> <w:IgnoreMixedContent>false</w:IgnoreMixedContent> <w:AlwaysShowPlaceholderText>false</w:AlwaysShowPlaceholderText> <w:DoNotPromoteQF /> <w:LidThemeOther>TR</w:LidThemeOther> <w:LidThemeAsian>X-NONE</w:LidThemeAsian> <w:LidThemeComplexScript>X-NONE</w:LidThemeComplexScript> <w:Compatibility> <w:BreakWrappedTables /> <w:SnapToGridInCell /> <w:WrapTextWithPunct /> <w:UseAsianBreakRules /> <w:DontGrowAutofit /> <w:SplitPgBreakAndParaMark /> <w:DontVertAlignCellWithSp /> <w:DontBreakConstrainedForcedTables /> <w:DontVertAlignInTxbx /> <w:Word11KerningPairs /> <w:CachedColBalance /> </w:Compatibility> <w:BrowserLevel>MicrosoftInternetExplorer4</w:BrowserLevel> <m:mathPr> <m:mathFont m:val="Cambria Math" /> <m:brkBin m:val="before" /> <m:brkBinSub m:val=" " /> <m:smallFrac m:val="off" /> <m:dispDef /> <m:lMargin m:val="0" /> <m:rMargin m:val="0" /> <m:defJc m:val="centerGroup" /> <m:wrapIndent m:val="1440" /> <m:intLim m:val="subSup" /> <m:naryLim m:val="undOvr" /> </m:mathPr></w:WordDocument> </xml><![endif]--><!--[if gte mso 9]><xml> <w:LatentStyles DefLockedState="false" DefUnhideWhenUsed="true"   DefSemiHidden="true" DefQFormat="false" DefPriority="99"   LatentStyleCount="267"> <w:LsdException Locked="false" Priority="0" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" QFormat="true" Name="Normal" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="9" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" QFormat="true" Name="heading 1" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="9" QFormat="true" Name="heading 2" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="9" QFormat="true" Name="heading 3" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="9" QFormat="true" Name="heading 4" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="9" QFormat="true" Name="heading 5" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="9" QFormat="true" Name="heading 6" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="9" QFormat="true" Name="heading 7" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="9" QFormat="true" Name="heading 8" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="9" QFormat="true" Name="heading 9" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="39" Name="toc 1" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="39" Name="toc 2" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="39" Name="toc 3" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="39" Name="toc 4" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="39" Name="toc 5" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="39" Name="toc 6" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="39" Name="toc 7" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="39" Name="toc 8" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="39" Name="toc 9" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="35" QFormat="true" Name="caption" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="10" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" QFormat="true" Name="Title" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="1" Name="Default Paragraph Font" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="11" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" QFormat="true" Name="Subtitle" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="22" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" QFormat="true" Name="Strong" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="20" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" QFormat="true" Name="Emphasis" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="59" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Table Grid" /> <w:LsdException Locked="false" UnhideWhenUsed="false" Name="Placeholder Text" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="1" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" QFormat="true" Name="No Spacing" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="60" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Light Shading" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="61" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Light List" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="62" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Light Grid" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="63" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Shading 1" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="64" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Shading 2" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="65" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium List 1" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="66" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium List 2" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="67" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Grid 1" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="68" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Grid 2" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="69" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Grid 3" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="70" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Dark List" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="71" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Colorful Shading" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="72" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Colorful List" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="73" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Colorful Grid" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="60" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Light Shading Accent 1" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="61" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Light List Accent 1" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="62" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Light Grid Accent 1" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="63" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Shading 1 Accent 1" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="64" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Shading 2 Accent 1" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="65" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium List 1 Accent 1" /> <w:LsdException Locked="false" UnhideWhenUsed="false" Name="Revision" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="34" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" QFormat="true" Name="List Paragraph" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="29" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" QFormat="true" Name="Quote" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="30" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" QFormat="true" Name="Intense Quote" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="66" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium List 2 Accent 1" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="67" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Grid 1 Accent 1" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="68" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Grid 2 Accent 1" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="69" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Grid 3 Accent 1" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="70" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Dark List Accent 1" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="71" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Colorful Shading Accent 1" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="72" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Colorful List Accent 1" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="73" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Colorful Grid Accent 1" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="60" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Light Shading Accent 2" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="61" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Light List Accent 2" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="62" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Light Grid Accent 2" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="63" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Shading 1 Accent 2" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="64" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Shading 2 Accent 2" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="65" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium List 1 Accent 2" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="66" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium List 2 Accent 2" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="67" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Grid 1 Accent 2" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="68" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Grid 2 Accent 2" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="69" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Grid 3 Accent 2" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="70" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Dark List Accent 2" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="71" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Colorful Shading Accent 2" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="72" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Colorful List Accent 2" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="73" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Colorful Grid Accent 2" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="60" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Light Shading Accent 3" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="61" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Light List Accent 3" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="62" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Light Grid Accent 3" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="63" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Shading 1 Accent 3" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="64" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Shading 2 Accent 3" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="65" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium List 1 Accent 3" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="66" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium List 2 Accent 3" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="67" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Grid 1 Accent 3" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="68" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Grid 2 Accent 3" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="69" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Grid 3 Accent 3" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="70" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Dark List Accent 3" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="71" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Colorful Shading Accent 3" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="72" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Colorful List Accent 3" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="73" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Colorful Grid Accent 3" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="60" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Light Shading Accent 4" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="61" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Light List Accent 4" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="62" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Light Grid Accent 4" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="63" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Shading 1 Accent 4" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="64" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Shading 2 Accent 4" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="65" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium List 1 Accent 4" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="66" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium List 2 Accent 4" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="67" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Grid 1 Accent 4" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="68" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Grid 2 Accent 4" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="69" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Grid 3 Accent 4" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="70" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Dark List Accent 4" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="71" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Colorful Shading Accent 4" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="72" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Colorful List Accent 4" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="73" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Colorful Grid Accent 4" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="60" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Light Shading Accent 5" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="61" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Light List Accent 5" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="62" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Light Grid Accent 5" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="63" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Shading 1 Accent 5" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="64" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Shading 2 Accent 5" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="65" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium List 1 Accent 5" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="66" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium List 2 Accent 5" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="67" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Grid 1 Accent 5" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="68" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Grid 2 Accent 5" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="69" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Grid 3 Accent 5" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="70" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Dark List Accent 5" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="71" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Colorful Shading Accent 5" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="72" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Colorful List Accent 5" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="73" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Colorful Grid Accent 5" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="60" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Light Shading Accent 6" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="61" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Light List Accent 6" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="62" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Light Grid Accent 6" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="63" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Shading 1 Accent 6" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="64" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Shading 2 Accent 6" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="65" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium List 1 Accent 6" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="66" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium List 2 Accent 6" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="67" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Grid 1 Accent 6" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="68" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Grid 2 Accent 6" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="69" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Grid 3 Accent 6" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="70" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Dark List Accent 6" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="71" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Colorful Shading Accent 6" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="72" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Colorful List Accent 6" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="73" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Colorful Grid Accent 6" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="19" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" QFormat="true" Name="Subtle Emphasis" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="21" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" QFormat="true" Name="Intense Emphasis" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="31" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" QFormat="true" Name="Subtle Reference" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="32" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" QFormat="true" Name="Intense Reference" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="33" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" QFormat="true" Name="Book Title" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="37" Name="Bibliography" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="39" QFormat="true" Name="TOC Heading" /> </w:LatentStyles> </xml><![endif]--> <!--[if gte mso 10]><br />
<mce:style><!   /* Style Definitions */  table.MsoNormalTable 	{mso-style-name:"Normal Tablo"; 	mso-tstyle-rowband-size:0; 	mso-tstyle-colband-size:0; 	mso-style-noshow:yes; 	mso-style-priority:99; 	mso-style-qformat:yes; 	mso-style-parent:""; 	mso-padding-alt:0cm 5.4pt 0cm 5.4pt; 	mso-para-margin:0cm; 	mso-para-margin-bottom:.0001pt; 	mso-pagination:widow-orphan; 	font-size:10.0pt; 	font-family:"Calibri","sans-serif";} --></p>
<p><!--[endif]--></p>
<p class="MsoNormal"><img class="alignnone" title="Sigara" src="http://www.sigarator.biz/wp-content/uploads/2009/08/sigara1-300x256.jpg" alt="" width="422" height="360" /></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 12pt; line-height: 115%;">Hepimiz için farklı anlamlar ifade eden Ramazan-ı Şerif ayına birkez daha kavuşmak nasip oldu. Öyle ki Allah-ü Tealanın bizlere bizler için ikram ettiği Oruç nimeti var bu ayda. Oruç neden var? Neden başka bir ay değil de Ramazan’da tutuluyor? Oruç tutunca ne kazanıyoruz? Aç kalmak susuz kalmak neyin çaresi olsa gerek? Gibi aklımızı zihnimizi terleterek sormamız gereken bu sorulara cevap bulmak bizi olayın manasına daha da yaklaştıracaktır. </span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 12pt; line-height: 115%;"><br />
</span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 12pt; line-height: 115%;">Ramazan ayının öncelikle Kuran’ın doğum ayı olmasına dikkat çekmek gerekir. Ramazan’ı Ramazan yapan da bu özelliğidir. Peki aynı aya orucu veren Rabbimizin muradı nedir? </span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 12pt; line-height: 115%;"><br />
</span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 12pt; line-height: 115%;">Mü’min biri için özgürlüğü tanımlamak batı kültüründekinden çok farklıdır. Batı yiyebildiği gezebildiği tüm sınırsızlıklara özgürlük adını vermiştir. Bizde ise tam tersidir. Nefsin bedenin her isteği bizi biraz daha köleleştirmektedir. Öyle ki nefsinin arzularını en az karşılayan kimse o derece fazla özgürleşmiş demektir. Çünkü insan diğer yaratılmışlardan farklı olarak düşünme eylemi gerçekleştirmek zorunda olup bu eylemi akleden bir kalp ile tefekkür ederek ve olayları çok boyutlu değerlendirerek yapabilmektedir. Sınırsız yemek ve içmek, çok uyumak vs.. gibi nefsani istekler bu aklın örtülmesinde son derece etkilidir. İnsan aklını ve kalbini kullanamaz hale geldiğinde ise hayvanlardan farksızlaşmaya ve sadece yeme içme dinlenme döngüsüyle (ne kadar da yaşamak densede) yaşamaya devam etmektedir. Amacına uygun kullanılmamış olan bu tip insan ise dünyaya yük olmaktan kendine ve insanlara zulüm etme kervanına katılmaktan kaçamaz. </span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 12pt; line-height: 115%;"><br />
</span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 12pt; line-height: 115%;">Gelelim özgürlüğümüzü bir pranga gibi engelleyen, elimizin kelepçesi, irademizin zayıf yönünü çok seven, biyolojimizi alt üst eden, nefsimizin aşığı, şeytanın elimize verdiği cihazı olan konu başlığımız <em>sigara</em>’ya.</span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 12pt; line-height: 115%;"><br />
</span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 12pt; line-height: 115%;"><span id="more-43"></span><br />
</span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 12pt; line-height: 115%;">Aşağı yukarı 15 saat gibi bir süreyi oruçlu geçirmemiz günlük hayatta çok zor yapabileceğimiz perhizlerin yapılabileceği muhteşem bir fırsat. Hafif yada ileri derece herhangi bir sigara bağımlısına 15 saat içme deseniz durduramazsınız. Ama Oruç durduruyor. Tam bu noktada sigara köleliğinden kurtulmak isteyen bir bağımlı kardeşim, “Beni ben durduramıyorum ama Oruç durdurdu, Bende birazcık destek olursam bu işten kurtulurum” demesi, bir adımda kendi atması sayesinde özgürlük yolunda ilerlemeye başlamış demektir. <a href="http://www.sigaraninzararlari.org/">Sigaranın zararlarını</a> anlatmaya kalmayacağım şimdi ki herkes gayet iyi biliyor. Fakat birçoğumuzun bilmediği bir gerçek var. Vücudumuzun yalanları.</span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 12pt; line-height: 115%;"><br />
</span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 12pt; line-height: 115%;">Düşündüğümüz her şeyin bizim kendi irademizle gerçekleştiğine, içinde bulunduğumuz ruh hali ve duygunun kendi kendimizin yaptığına inanıyorsak bir noktada yanılmış oluruz. Vücut insana yalan söyler mi? Söyler efendim. Nasıl mı? </span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 12pt; line-height: 115%;"><br />
</span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 12pt; line-height: 115%;">Hormonal denge insanın duygu ve düşünce yapısını etkileyen birinci unsur. Örneğin Kortizon tedavisi gören insanlarda uykuya geçişteki agresiflik ve öfkeden söz edilir. Normalde okadar öfkeli olmayan birinin sizi öldürecek gibi kızdığını görebilirsiniz. Hormon dengesi bozulmuşsa duygu ve düşüncelerde normal değildir. Haline kendi de inanmaya başlamıştır.</span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 12pt; line-height: 115%;"><br />
</span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 12pt; line-height: 115%;">Mesela “limon” kelimesini duyunca insanın tükrük salgı bezleri çalışır. İlk bakışta ses dalgasının tükrük sıvısına nasıl dönüştüğüne inanamazsınız fakat limon dedikçe tükrük artar.</span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 12pt; line-height: 115%;"><br />
</span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 12pt; line-height: 115%;">Bütün bunlar bize şunu verir. Beynimiz ne sinyali üretirse onu gerçek zannederiz. Sigara içen bir vücutta nikotinin sonucu olarak dengeleri sağlamak için o nesneyi isteyecek ve beyne sinyal gönderecektir. Beyinde bunu gerçek bir duygu gibi ruhumuza yansıtacaktır. </span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 12pt; line-height: 115%;"><br />
</span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 12pt; line-height: 115%;">Sigara içen birinin kendine söylediği yalanlara bakacak olursak;</span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-left: 36pt; text-indent: -18pt;"><!--[if !supportLists]--><span style="font-size: 12pt; line-height: 115%;"><span>-<span style="font-family: &quot;Times New Roman&quot;; font-style: normal; font-variant: normal; font-weight: normal; font-size: 7pt; line-height: normal; font-size-adjust: none; font-stretch: normal; -x-system-font: none;"> </span></span></span><!--[endif]--><span style="font-size: 12pt; line-height: 115%;">(Sahurda) Akşama kadar içemiyeceğim, 15 saat. Kesin içmem lazım çok rahatsız eder.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-left: 36pt; text-indent: -18pt;"><!--[if !supportLists]--><span style="font-size: 12pt; line-height: 115%;"><span>-<span style="font-family: &quot;Times New Roman&quot;; font-style: normal; font-variant: normal; font-weight: normal; font-size: 7pt; line-height: normal; font-size-adjust: none; font-stretch: normal; -x-system-font: none;"> </span></span></span><!--[endif]--><span style="font-size: 12pt; line-height: 115%;">Birtane belki yetmez iki üç tane içeyim zaten gün içinde içmeyeceğim daha rahat geçsin.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-left: 36pt; text-indent: -18pt;"><!--[if !supportLists]--><span style="font-size: 12pt; line-height: 115%;"><span>-<span style="font-family: &quot;Times New Roman&quot;; font-style: normal; font-variant: normal; font-weight: normal; font-size: 7pt; line-height: normal; font-size-adjust: none; font-stretch: normal; -x-system-font: none;"> </span></span></span><!--[endif]--><span style="font-size: 12pt; line-height: 115%;">(iftarda) Okadar gün sabrettik birtane hak ettik.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-left: 36pt; text-indent: -18pt;"><!--[if !supportLists]--><span style="font-size: 12pt; line-height: 115%;"><span>-<span style="font-family: &quot;Times New Roman&quot;; font-style: normal; font-variant: normal; font-weight: normal; font-size: 7pt; line-height: normal; font-size-adjust: none; font-stretch: normal; -x-system-font: none;"> </span></span></span><!--[endif]--><span style="font-size: 12pt; line-height: 115%;">İçmezsem çok baş ağrısı çekerim. Değmez şimdi. </span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-left: 36pt; text-indent: -18pt;"><!--[if !supportLists]--><span style="font-size: 12pt; line-height: 115%;"><span>-<span style="font-family: &quot;Times New Roman&quot;; font-style: normal; font-variant: normal; font-weight: normal; font-size: 7pt; line-height: normal; font-size-adjust: none; font-stretch: normal; -x-system-font: none;"> </span></span></span><!--[endif]--><span style="font-size: 12pt; line-height: 115%;">Zaten ramazanda çok azalttım. Bir akşam bir sabah bari dokunmayın.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-left: 36pt; text-indent: -18pt;"><span style="font-size: 12pt; line-height: 115%;"><br />
</span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 12pt; line-height: 115%;">Gibi vs.. birçok<span> </span>bahanelerle bırakmak istemez insan. Halbuki biyolojik yalanlarına kendi irade ve aklıyla destek olmuştur. Velhasıl özgür aklı beden sinyallerinin kölesi olmuştur. Ve mutludur. </span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 12pt; line-height: 115%;"><br />
</span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 12pt; line-height: 115%;"><strong>NEDEN RAHATLARIZ?.</strong></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 12pt; line-height: 115%;"><strong><br />
</strong></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 12pt; line-height: 115%;">İftarda içilen bir sigara bizi neden rahatlatır? Yada gündüz içilmeyen sigara neden rahatsız eder? S</span><span style="font-size: 12pt; line-height: 115%;">igara insülin direncini arttırır, kan şekerini yükseltir</span><span style="font-size: 12pt; line-height: 115%;">. Yani yediğimiz her şekerin vücudumuzu şekere boğup zehirlememesi için insülin hormonu salgılanıp şeker yok edilir. Sigara içenlerde salgılanan insülinin şekere dur diyeceği eşik değişir ve gerektiği zaman dur demez ve kan şekeri yükselir. Titreme, başa çöken koca bir ağrı gibi sonuçlarla bu durum dışa vurur. Tabi bunun dışında tıbben çok fazla hadise olur ki benim anlatmaya pek ilmimde yok. </span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 12pt; line-height: 115%;"><br />
</span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 12pt; line-height: 115%;">Peki bırakırsak ne kaybederiz, neler çekeriz?</span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 12pt; line-height: 115%;"><br />
</span></p>
<p class="MsoNormal"><strong><span style="font-size: 12pt; line-height: 115%;">Nikotin eksikliği sebebiyle şu durumlar görülebilir:</span></strong><span style="font-size: 12pt; line-height: 115%;"><br />
Depresyon, sinir bozukluğu, kızgınlık, hassasiyet, uyuma güçlüğü, konsantrasyon bozukluğu, başağrısı, yorgunluk, iştah artışı. Bu durumlar kişiyi yeniden sigaraya başlamaya sevkeder, çünkü nikotin seviyesi eski düzeye çıkınca durum kaybolur. Bu sonuçlar son sigaranızdan sonra <strong>48 ila 72 </strong>Saat içerisinde <strong>doruğa</strong> çıkacaktır. Daha sonra azalarak birkaç Gün ila birkaç hafta sürebilir.</span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 12pt; line-height: 115%;"><br />
</span></p>
<p class="MsoNormal"><strong><span style="font-size: 12pt; line-height: 115%;">SONUÇ OLARAK;</span></strong></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 12pt; line-height: 115%;">Bu Ramazan’ı bir fırsat bilip bir plan dahilinde şu sigaradan vazgeçebilir, kendinize Allah’ın emri olan orucun da desteğiyle bir iyilik yapabilirsiniz. Yapmanız gereken dünyaya bu ihtiyaçla doğmadığınızı hatırlayıp vücudunuzun yalancı sinyallerine aldırmadan özellikle 24-72 saatinizi çevrenizdekilerden de destek vermelerini isteyerek kazasız belasız atlatmak ve en geç 10-15 gün içinde de rahatladığınızı görerek keyfini çıkarmanız olacaktır. Bu isteğimiz geldiğinde ise kuruyemiş gibi elimizi boş bırakmayacak yiyecekler tercih edebilir aynı zamanda da kan şekeri dengemizi koruyabiliriz. </span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 12pt; line-height: 115%;"><br />
</span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 12pt; line-height: 115%;">Kendinizi yaşınız ne olursa olsun bir onkoloji servisinde ağzınıza lokma koymaksızın, perişan olmuş, içiniz dışınıza çıkmış ve bilmem ne kanserinden dolayı ölümü bekler halde bulmak, birkaç günlük sıkıntıdan daha iyi değildir. </span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 12pt; line-height: 115%;"><br />
</span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 12pt; line-height: 115%;"><em>(Onkoloji servislerini merak edenler bulunduğu ile en yakın hastaneye gidip; genciyle yaşlısıyla hasta dolu olduğunu görebilirler.)</em></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 12pt; line-height: 115%;"><em><br />
</em></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 12pt; line-height: 115%;">Allah insana verdiği akıl ve iradeyle en büyük imkan ve yardımı peşin vermiştir fakat yinede Allah yardımcınız olsun.</span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.hakanatceken.net/2009/08/25/sigarayi-birakmanin-tam-zamani-ramazan/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Müminin ferasetinden niçin korkulur?</title>
		<link>http://www.hakanatceken.net/2009/04/08/muminin-ferasetinden-nicin-korkulur/</link>
		<comments>http://www.hakanatceken.net/2009/04/08/muminin-ferasetinden-nicin-korkulur/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 08 Apr 2009 07:57:13 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[İslam]]></category>
		<category><![CDATA[Feraset]]></category>
		<category><![CDATA[Firaset]]></category>
		<category><![CDATA[Müminin feraseti]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.hakanatceken.net/?p=40</guid>
		<description><![CDATA[Feraset, mü’minlere Allah’ın bir lutfudur. Ama nasıl mü’minlere? Hakk’ın yoluna gönül koymuş, haramlara gönlünü kapamış, hayatına ve hizmetine Hak rızasını koymuş gönül erlerine. Onları aldatmak pek zordur.
Düşünce ve tasavvurda zenginlik, muhakemede tutarlılık, varlığın perde arkasına muttali olma ve basiretli davranma diyebileceğimiz feraset; insanın, kalbini kin, nefret, iğbirar, nifak ve ucub gibi manevî hastalıklardan temizleyip, imân, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Feraset, mü’minlere Allah’ın bir lutfudur. Ama nasıl mü’minlere? Hakk’ın yoluna gönül koymuş, haramlara gönlünü kapamış, hayatına ve hizmetine Hak rızasını koymuş gönül erlerine. Onları aldatmak pek zordur.</p>
<p>Düşünce ve tasavvurda zenginlik, muhakemede tutarlılık, varlığın perde arkasına muttali olma ve basiretli davranma diyebileceğimiz feraset; insanın, kalbini kin, nefret, iğbirar, nifak ve ucub gibi manevî hastalıklardan temizleyip, imân, marifet, muhabbet ve aşk u şevkle bezemesi sayesinde Allah’ın, onun içine attığı öyle bir nurdur ki, ona mazhar olan fert, ferdîleşir, duyuş ve sezişleriyle derinleşir; hatta başkalarının gönüllerindeki sırlara aşina olup, simaların arkasındaki gerçekleri görebilir.. ve tabiî, eşyanın perde arkasına uyanabildiği ölçüde, Hazret-i Allâmü’l-Guyûb’un parlak bir aynası haline gelebilir&#8230; Bu mânâdaki ferasete işaret sadedinde, gayb ve şehadetin fasih lisanı Rûh-i Seyyidi’l-Enâm, “Mü’minin feraseti karşısında titreyin; zira o bakarken Allah’ın nuruyla bakar.” (Tirmizî, Tefsirü’l-Kur’an 15) buyurur.<br />
<span id="more-40"></span><br />
Ebu Saidi’l-Harrâz: “Feraset ziyâsıyla temâşâ eden, Hak nazarıyla bakmış sayılır.” der.</p>
<p>Vâsıtî; “Feraset kalbte şimşek gibi çakıp, mukayyet bütün gayb âlemlerini aydınlatan ve insanoğlunu, topyekün varlığı, olduğu gibi görüp değerlendirme seviyesine yükselten ledünnî bir şuâdır.” tesbitinde bulunur.</p>
<p>Dârânî; “Feraset, nefsin derinliklerinin keşfi ve gaybın ayan, pinhânın da nihân olmasıdır.” yorumuyla yaklaşır konuya.</p>
<p>Şah-ı Kirmânî; “İnsan, haramlara karşı gözünü kapar, şehevânî duygulardan elini-eteğini çeker; iç dünyasını murakabe ile, dış âlemini de sünnet-i seniyyenin ihyasıyla onarır ve her zaman helal dairesinde kalabilirse, böyle biri ferasetinde asla yanılmaz.” hatırlatmasını yapar.</p>
<p>Bunların hemen hepsi de, imân sayesinde inkişaf eden ferasetlerdir.. ve bunlarda yanılma payı da oldukça azdır. Gördüren O ve gören gözler de O’ndansa niye yanılsınlar ki!..<br />
Allah Rasûlü’nün, şahısları çok iyi tanıyıp, herkesi yerli yerinde istihdâmında, Rabb’inin O’na bu tür ihsanı söz konusu olduğu gibi, Hz. Ebu Bekir, Hz. Ömer, Hz. Osman ve Hz. Ali’nin kerâmetvârî pek çok tesbit, teşhis ve takdirlerinde de aynı ikram-ı ilahî bahis mevzuudur..<br />
Ve o hususlarla alâkalı ferasetleri ifade etmek için kocaman mücelletler ister.</p>
<p>***</p>
<p>FERASET İLAHİ HEDİYEDİR</p>
<p>Feraset, ister yukarıdaki tarif ve izahlar çerçevesinde kalbin, Hazret-i Allâmü’l-Guyûb’un ilim ve füyûzâtına açılması ve bu mazhariyete erenlerin, görüş, düşünce, karar ve hükümlerinde isabet kaydetmeleri şeklindeki yorumu ile; ister, bilgi birikimi, tecrübe, mümarese, sezi enginliği ve karakter bilgilerini değerlendirerek elde edilen neticeleriyle olsun, o tamamen bir mevhibe-i ilâhiyedir.. ve bu ilahî mevhibeden en çok hissemend olanlar da, hiç şüphesiz -derecesine göre- evliyâ, asfiyâ ve enbiyâdır. Bunlar arasında ufuk feraset ise, heykel-i akl-ı evvel Hazret-i Seyyidi’l-Enbiyadır ki; Allah: “Keskin nazar feraset erbabı için elbette bunda ibretler vardır” (Hicr, 75) beyanıyla, umum basiret, his ve idrak insanlarına işaret buyurmasına mukabil, “Dileseydik onları sana (oldukları gibi) gösteriverirdik de simalarından hepsini tanır ve hepsini konuşma üsluplarından anlardın” (Muhammed, 30) ferman-ı samedânisiyle o zirveler zirvesi Feraset insanının açık farkına îmâda bulunmaktadır&#8230;</p>
<p>***</p>
<p>Feraset ve iman<br />
Feraset, hadiselere ve eşyaya iman nuruyla bakmak, perde arkasındaki gerçekleri görüp hissedebilmek demektir. Rabbimiz, “Ey iman edenler, eğer Allah’a karşı hep takva dairesi içinde bulunursanız, O size hakkı batıldan ayıracak bir kabiliyet (furkan) verir.” (Enfâl, 29) buyurmaktadır.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.hakanatceken.net/2009/04/08/muminin-ferasetinden-nicin-korkulur/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Yürek Devletiyle Özgürleşebilmek, Hayatı İnşa Edebilmek, Çölleşen Yürekleri Yeşertebilmek için:“Hayat Kitabı Kuran”</title>
		<link>http://www.hakanatceken.net/2009/04/05/yurek-devletiyle-ozgurlesebilmek-hayati-insa-edebilmek-collesen-yurekleri-yesertebilmek-icin%e2%80%9chayat-kitabi-kuran%e2%80%9d/</link>
		<comments>http://www.hakanatceken.net/2009/04/05/yurek-devletiyle-ozgurlesebilmek-hayati-insa-edebilmek-collesen-yurekleri-yesertebilmek-icin%e2%80%9chayat-kitabi-kuran%e2%80%9d/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 05 Apr 2009 19:57:09 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[İslam]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.hakanatceken.net/?p=34</guid>
		<description><![CDATA[
Modern Dünyada Anlamını Kaybeden İnsan
Dün öldü, bugün can veriyor, yarın ise henüz doğmadı.
Bişr-i Hafi
Geçmişin tehlikesi esir olmaktı, geleceğin ki ise robot olmak!
Erich Fromm
İçinde bulunduğumuz zaman diliminde, yaşadıklarımız ve yaşayamadıklarımızla modern çağın bir tasvirini yapacak olursak; insanı ve eşyayı tehdit eden, tehdit etmekle kalmayıp intihara sürükleyen, maddi-manevi işkencenin zevkle yapılarak ve teşvik edilerek her gün birilerinin [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="size-full wp-image-503 aligncenter" title="101" src="http://www.tenkafesi.com/wp-content/uploads/2009/03/101.jpg" alt="101" width="219" height="318" /></p>
<p><strong>Modern Dünyada Anlamını Kaybeden İnsan</strong></p>
<p><em>Dün öldü, bugün can veriyor, yarın ise henüz doğmadı.</em><br />
<strong>Bişr-i Hafi</strong></p>
<p><em>Geçmişin tehlikesi esir olmaktı, geleceğin ki ise robot olmak!</em><br />
<strong>Erich Fromm</strong></p>
<p>İçinde bulunduğumuz zaman diliminde, yaşadıklarımız ve yaşayamadıklarımızla modern çağın bir tasvirini yapacak olursak; insanı ve eşyayı tehdit eden, tehdit etmekle kalmayıp intihara sürükleyen, maddi-manevi işkencenin zevkle yapılarak ve teşvik edilerek her gün birilerinin öldürüldüğü, haksızlıkların yaşandığı, edepten ve ahlaktan gittikçe uzaklaşılan bir tablo çıkar karşımıza.</p>
<p>Tablonun bir köşesinde kurulan tüm sistemler, düşünce akımları, ‘izm’ler insanoğlunun anlam arayışının bir ürünü olduğunu gösteriyor. Bu bunalımları yaşayan insanlardan biri olan senarist- yazar Ayşe Şasa modern insanın çıkmazını şu cümlelerle özetliyor: “İnsanların geleneksel medeniyetten uzaklaşması, bugünkü bunalımın kaynağı. Çünkü gelenek, insanı kendi fıtratıyla, âlemle barıştıran, âlemi ahenk haline getiren yapı. Bu bağ koptuğu zaman insan mekanik bir eşyaya dönüşüyor.”</p>
<p><span id="more-34"></span></p>
<p>Müslüman bir sufî ve düşünür olan Réné Guénon (Abdul Vahid Yahya) Modern Dünyanın Bunalımı adlı eserinde insanı robotlaştıran modern hayatın felsefesini ele alırken, düşünsel eylemin sistematiğinde felsefeyi hikmete ulaşmak için kullanılan bir araç olarak görür. Ona göre vahiy saf bilgiye ulaşmak için biçilmiş kaftandır. Ve modern dünyanın açmazını şöyle ifade eder: “Maddî iktidar, manevî otoriteden bağımsız olmak ve sonra siyasal amaçlarla kullanacağını iddia ederek onu kendisine bağlamak isteyince, her tür hiyerarşinin altüst olduğu bir durum baş gösterir; bu da, daha başka zorbalıklara yol açacak olan ilk zorbalıktır.”</p>
<p>Her şey yolunda gidiyor gibi görünen tablonun perde arkasında modernizmin zihinleri, yürekleri bulandıran, kadim öğretileri hiçe sayıp yanlış çıkarmasıyla madalyonun öteki yüzünü göstermiştir bize. Baudrillard’ın post-modern dünyanın anahtar kelimesi olarak gördüğü ‘gibi olmak’ kavramı; inanç-ahlaksal eylem birlikteliğini bozmaya yönelik her hareketi yeryüzünde işlenmiş bir cinayet gibi görür.</p>
<p>Anthony Giddens “Modernliğin Sonuçları” adlı eserinde modern insanın ilahi anlamlardan koptuğu için gitgide anlamsız düzeye mahkûm edilmeye çalışıldığını belirtip, modern çağdaki insanların yaşadığı nevrozların ve psikozların sebebini insanın yetişme çağında yaşadığı mahrumiyet ve acıların anlamını bulamamasına bağlar.</p>
<p>Daryush Shayegan “Mutsuz Bilinç” adlı eserinde insanın anlamsız kalmasına şöyle bir yaklaşım getirir: “Modernite insanın fıtrî özlemlerine cevap veremiyor. Cevap veremediği için de insana baştan sona bunalım getiriyor. Her insan arayışa çıkamıyor. Fakat herkeste gayri şuurî bir rahatsızlık var. Belki bir kademe sonra bu rahatsızlık şuurla da fark ediliyor.”</p>
<p>Yaşamın hakikat kaygısından gittikçe uzaklaşılan bir hayat biçimi olarak görüldüğü yaşadığımız çağ, insanların ruhi bunalımlarının en çok arttığı dönem oldu. İnsan ‘insan-ı kâmil’ olmaktan uzaklaştı.</p>
<p>Ölçüsüz ve ahlakın gözetilmediği sınır tanımaz bir anlayış çerçevesinde koşuşturan insan, modern dünyada oluşturulan şiddet ve terör sebebiyle yüreğinden, yuvasından ayrılan bir krize dönüşmüş, tüm insanlığa maliyetler çıkarmaya başlayan küresel bir tehdit haline geldi.</p>
<p>Öyle diyor Sophokles:<br />
“Bozulduğu zaman, insandan daha çok korkunç bir yaratık yoktur.”</p>
<p>İnsan eğer Allah’a karşı sorumluluğunu asarsa eşyaya karşı da sorumluluğunu asar. Eğer bir insan kendini yamuk bir yere yerleştirirse her şeyi ters görür. Orman görse bütün ağaçları ters diye söker. Ters dönmüş bir mantık dönüyor modern dünyada…</p>
<p>İşte ölüm tarlaları, toplu mezarlar, Gulaüflar, Guantanamolar, Ebu Gureybler, Filistinler, Çeçenistanlar, Venezuelalar, Bosnalar, Çeçenistanlar, Ruandalar, Iraklar…</p>
<p>Hayatı, yüreği işgale uğramış insanı kim nasıl durdurabilir?…</p>
<p><strong>İnsanlığın Yol Haritası</strong></p>
<p><em>Bir şey her şey için, her şey bir şey için vardır.</em><br />
<strong>Goethe</strong></p>
<p><em>Kuran’daki hikmetin evveli olmadığı için zevali de olmaz.</em><br />
<strong>Muhammed İkbal</strong></p>
<p>İnsan ‘eşref-i mahlûkat”tır. Yeryüzüne meydan okumak için değil, hayatı inşa etmek için gönderilmiştir. Vahiy bu noktada insanı özüne hakikate çağıran, kâinatta tüm eşyanın O’nu zikrettiği ulvî zikirdir, ‘hayyalelfelah’tır. Mustafa İslâmoğlu’nun deyimiyle ‘ilahi bir inşa projesi’ olan vahiy, insanın tasavvurunu, aklını ve şahsiyetini inşa ederek; insanı özne kılar, kâinatın en şereflisi mertebesine yerleştirir.</p>
<p>Peygamberler Yaratıcıdan insana mesaj -hikmet- ‘yol haritası’ getiren insandır. Yaratıcıdan gelen mesajın özgün adı ‘vahiy’dir ve vahyin bütünü, ‘hayata uygulanan İlahi din’ olarak anlaşılmaktadır. Başta peygamberler olmak üzere hakikati yaymaya çalışan Hz. Ömer’den Yunus Emre’ye, İbn Batuta’dan Mevlana’ya, Muhammed İkbal’den Aliya İzzetbegoviç’e, Musa Carullah’a kadar sayısız isim, insanı anlamını bulmaya çağırmış, anlamsız kalan insanoğlunun anlam kapısını aralamıştır.</p>
<p>‘Bana eşyanın hakikatini öğret’ niyazında bulunan peygamberimiz Hz. Muhammed (a.s.) da evrenle insan arasında anlam kapısını aralamanın peşinde olup, kozmik ilişkinin hikmetini sorgulayarak yol haritasını bulabilmenin çabasındaydı. Çünkü kula kul olmanın, insanın insana feda edilmesinin zulüm olduğunun bilincindeydi. Zulüm, bir şeyi yerinden etmek değil miydi?… İnsanı yerinden etmek en büyük zulüm değil miydi?…</p>
<p>Gittikçe flulaşan bir hayatın içinde boğulan insan, muharrik bir güç ve dinamik bir unsur olan vahiyden uzaklaştığı müddetçe yolunu kaybedecek, felaketlere sebep olacaktır. İslamın tanımını “İnsanın evrenle, kâinatla, insanla uyum içerisinde yaşamasıdır” şeklinde yapan Mustafa İslâmoğlu bu konuya şöyle açıklık getirir: “Gerçek hürriyetin adı olan İslam’ı insansız, insanı İslam’sız bıraktığınızda başlar felaket. Kirlilik içimizde. Önce içimizi, sonra havayı kirlettiler. İçimizin çevrecileri de yok. Havayı ve çevreyi temizlemeyi başarsalar da içimizi temizlemek için harekete geçmeyecek onlar, aksine daha da kirletecekler; sistemleriyle, eğitimleriyle, iletişim araçlarıyla, kültürleriyle, ikonlarıyla, sanemleriyle, vesenleriyle, kirletecekler. Eğer biz kendi düzenimizi kuramazsak, onlar kendi düzensiz düzenlerini yüreğimize kadar sokacaklar. Asıl felaket o zaman başlayacak.”</p>
<p>Kendi özgürlüğünü kazanamamış, nefsinin emrine amade yaşayan insan, yol haritasını kaybederek akla-mantığa sığmayan davranışlarda bulunacak, Kuran’ın ifadesiyle ‘esfel-i safilin’ konumuna, yani hayvanlardan da aşağı konuma yaratılmışların en aşağı seviyesine inecektir.</p>
<p>Ezilenlerin Pedogojisi kitabında: “Özgürlük fethedilir, armağan olarak alınamaz” diyen Freire, insanın önce kendi yüreğini özgür kılmasının önemini dile getirmiştir.</p>
<p>Yine Mustafa İslâmoğlu’nun Yürek Devleti kitabından alıntılıyorum: “Şu durumda vakit geçirmeden bir iç savaş başlatılmalı. Bu savaşın ömrü birkaç ay ya da birkaç yıl değil, bir ömür olmalı. Sürekli saldırı altında ezilen imanı ve onun mekânını bu saldırılardan kurtarmalı ve korumalı, orayı kurtarılmış bölge haline getirmeli ve imanın hâkimiyetini ilan etmeli o bölgede.”</p>
<p>Kuran soruyor insana:<br />
“O halde nereye gidiyorsunuz?” (Tekvir–26)<br />
Vicdan muhasebesi yapan insana tekrar soruyor:<br />
“… Kaçış nereye?” (Kıyamet–10)</p>
<p>Kuran cevap veriyor:<br />
“Rabbinizin mağfiretine, genişliği gökler ve yer kadar olan cennete koşun!” ( Ali İmran–133)<br />
Ve tekrar cevap veriyor:<br />
“Allah’a koşun!…” (Zariyat–50)</p>
<p>Çölleşen yüreklere, Kuran pınarından bir içim su…<br />
Söz “Hayat Kitabı Kuran”da…</p>
<p><strong>Çölleşen yüreklere Kuran pınarından bir içim su: “Hayat Kitabı Kuran”</strong></p>
<p><em>Gömleğin ilk düğmesi yanlış iliklenince diğerleri de yanlış gider.</em><br />
<strong>C. Brund</strong></p>
<p>U<em>lu çınarlar fırtınalı diyarlarda yetişir.</em><br />
<strong>Cemil Meriç</strong></p>
<p>Vahiyle varolanlara, varoluş bilincine ulaşanlara selam olsun. Yürümek, varolmanın işaretidir. Canlılık göstergesidir bir bakıma. Yürüyenler hedeflerinden kopmayarak umutlarını söndürmeyenlerdir. Yürümek anlaşılmaktır.</p>
<p>Bebekler anlaşılayım endişesiyle ağlarlar.</p>
<p>Kuran’ın mucizesi anlaşıldığı zaman gerçekleşir. Gül açarken anlaşılayım diye açar. Su akarken anlaşılayım diye akar. Hiç kimse ben konuşayım ama beni anlamasınlar diye konuşmaz. Ancak gözü görmeyen (imana karşı kör) bütün bunları göremez. Bütün bu varlık, eşya anlaşılmak içindir. Kuran; anlaşılması için muhataplarından bilgi, tefekkür ve çalışma ister.</p>
<p>Mustafa İslamoğlu’nun yıllardır beklenen kitabı “Hayat Kitabı Kuran” çıktı. Kuran talebelerinin dört gözle beklediği, muhterem İslâmoğlu Hocamızın ömrünü vakfettiği, adadığı “Hayat Kitabı Kuran Gerekçeli Meal Tefsir” kitabı kendisini bekleyenlerle buluştu. İnsan bir kitabın gelişini bekler mi?… Asr-ı Saadette nasıl ki varoluş sancısıyla yaşayanlar, indirilecek vahye daha inmeden iman ediyorlarsa, Hanifler müjdelenen peygamberin gelişini nasıl bekliyorlarsa, kendisini aciz Kuran talebesi gören bizler de derslerde hayata farklı açılardan yaklaşan, Kuran’ı hayatına iniyormuş gibi ikame ederek tefsir eden, Yürek Devleti’nin inşa olunmasıyla Yürek Fethi’nin gerçekleşmesi gerektiğini her fırsatta söyleyen Mustafa İslâmoğlu hocamızın çıkaracağı gerekçeli meal tefsir kitabı merakla bekliyorduk.</p>
<p>Kuran’ı bir hayat kitabı olarak telakki eden Kuran talebesi Mustafa İslâmoğlu, vahyin inşasına teslim olmadan önce eşkıya olanların, vahyin inşasından geçtikten sonra birer evliya olduğunu belirterek, vahyin muhataplarını inşa ederken sırasıyla şu yöntemi kullandığını ifade ediyor:<br />
1-) Kısmen ya da tamamen içini boşaltıp yeniden yüklediği kavramlarla muhatabının tasavvurunu inşa.<br />
2-) Önerme ve hükümleriyle muhatabının aklını inşa.<br />
3-) Aktardığı tarihi örnek ve kıssalarla muhatabının şahsiyetini inşa etme.<br />
4-) Bütünsel bir okuma sonucu ulaşılacak maksat ve ruhuyla bütün bir hayatı inşa.</p>
<p>6.000 dipnot içeren Gerekçeli Meal Tefsir kitabının hikmetini ve ‘gerekçeli’ sıfatını şöyle açıklıyor İslâmoğlu:<br />
“Kuran başı gökte ayakları yerde olan ilahi bir hitaptır. Gökte olan başı mana ve maksadı, yerde olan ayakları lafız ve bağlamı ifade eder. Başının ne dediğini öğrenmek için, ayaklarının nerede durduğunu bilmek şarttır. Mealimizde lafız-mana-maksat üçlüsünün birlikteliği esas alınmış, ayetin ayaklarının bastığı, ‘nüzul ortamı’ hep gözetilmiştir. Lafız ve mana, maksat hakemine sunulmuştur. Maksat hakemi hüküm verirken, lafız ve mana şahitlerine dayanmıştır.<br />
Bu bir “gerekçeli meal”dir. Bu mealin “gerekçeli” sıfatının hakkını ne kadar verebildiği ayrı bir mevzudur. Fakat biz, hem Kur’an’ın hem de Kur’an okurunun hakkını gözetme kaygısıyla bu yola başvurduk. Bununla kaynak dilin imkânlarının yolda zayi edilmeden mümkün mertebe hedef dile aktarılması amaçlanmıştır. Zira metin önümüze birden çok anlam sunmaktadır. Bunun iştikak, lafız, ibâre, metin, mâna, maksat, sarf, nahif, belagat, zamirlerin mercileri, kıraat farklılıkları gibi birçok gerekçesi vardır. İşte böylesi durumlarda, bu anlamlardan birini tercih edip diğerlerini yok saymak bize hiç de hakkaniyetli görünmedi. Bu okura haksızlıktı. Meal okurunu alternatif anlamların tümüyle baş başa bırakmak ise olacak şey değildi. Bu hem mümkün değil, hem de “vuzuha kavuşturmak” yerine “vuzuha karıştırmak” ile sonuçlanması kaçınılmazdı. En doğrusu tercih edilen anlamı ana meale taşımak, tercih edilmeyen anlamları ise aşağıya not olarak düşmekti. Bunun bir de şartı vardı: Tercih edilenin niçin tercihe şayan olduğunun, tercih edilmeyenin de niçin tercih edilmediğinin gerekçelerini göstermek. Zira ola ki, mütercimin tercih etmediği manada birçok sırlar gizli olabilir. O sırlara o alanda mütehassıs biri mütercimden daha iyi ulaşabilir. Kaldı ki, mütercimin tercihi isabetsiz olabileceği gibi, ihmal edilen mana zaman içinde önem de kazanabilir.”</p>
<p>“Biz âdemoğluna kat kat ikram ederek onu üstün ve şerefli kıldık” (17:70) ayetinde geçen kerremna’nın, Allah’ın insanı doğrudan muhatap almaya değer bir varlık olarak gördüğünü; dolayısıyla vahyin Allah’ın yarattığı insana olan şefkat ve sevgisinin bir ürünü olduğunu ifade eden İslâmoğlu, Allah’ın kullara yol göstermesi demek olan vahye teşekkürü, kulların o yolda yürümesi olduğunu açıklıyor. Bu manada Kadir Gecesinin hangi gecede olduğunu bildiğini söylemesi manidardır Mustafa İslâmoğlu Hocamızın:<br />
“Kadir Gecesinin hangi gece olduğunu aramayın, zamanınızı aramakla geçirmeyin. Ben biliyorum hangi gecede olduğunu. Kuran’ın size nazil olmaya başladığı gece, Kadir gecenizdir.”</p>
<p><strong>Bir dilin içindeki manaları bir başka dile aktarmak, bir kabın içindekini bir başka kaba boşaltmaya benzer mi?</strong></p>
<p>Yapısökümcü yaklaşımda, anlam ya metnin dışında bırakılandır ya da metince görmezden gelinip kendisine karşı suskun kalınandır. Derrida’nın dil anlayışına ve çeviriye bakışına göre, gösteren doğrudan doğruya gösterilene bağlı olmadığı gibi aslında aralarında birebir karşılıklı ilişkiler de yoktur. Sözcük ile şey ya da düşünce gerçekte asla birlikte ve var olamazlar. Nitekim bir sözcüğün anlamına bakmak istediğinizde karşınıza yeni bir gösterge çıkar. Bu manada dil zamansal bir süreçtir.</p>
<p>“Hiçbir tercüme aslının yerine geçemez” diyen İslâmoğlu, manayı ‘çorba’ lafzı ‘kazan’ olarak görmüyor. Dolayısıyla mütercimin kepçe olmadığını ifade ederek şöyle bir açıklama getiriyor:<br />
“Şu halde hiçbir Kuran çevirisi, metni nihai anlamda tamamıyla kuşattığı iddiası taşıyamaz. Bu iddia çeviriyi metnin yerine geçirmek olur. Böyle bir iddianın ikisi de birbirinden vahim olan iki sonucu vardır: Birincisi yorumu mutlaklaştırmak, ikincisi metnin tükendiğini ifade etmek. Oysaki hiçbir yorum mutlaklaştırılamaz. Mutlaklaştırılan yorum metnin makamına göz dikmiş demektir. Bu ise Kuran’a karşı yapılabilecek en büyük saygısızlıktır. Bu yüzdendir ki, Kuran üzerine yapılmış ve yapılacak olan hiçbir çalışma için “Bu son noktadır, bundan ötesi yapılamaz” denilemez. Bu metnin tükendiğini ilan etmek demektir. Şu bir hakikattir ki, dünyanın tüm ağaçları kalem, tüm denizleri de mürekkep olsa Allah’ın vahyinin anlamı tüketilemez. Tükenen metnin yeri hayat değil, müzelerdir. Günümüzde ise Kuran, göz kamaştırıcı gücünü, hem ifşa ettiği anlamlar hem de dönüştürdüğü insanlar üzerinden göstermeye devam etmektedir.”</p>
<p><strong>Surelerin Hayatımızdaki Yeri, Önemi, Nüzul Sebebi</strong></p>
<p>Hayat Kitabı Kuran’da surelerin iniş tarihleri, nüzul sebepleri, hayatımızdaki yeri ve önemi işaretlenmiş. Peygamber (a.s.)’ın hayatında neye tekabül ettiğini ve Müslümanların hayatında da nereye tekabül etmesi gerektiğinin altınızı çizmiş İslâmoğlu Hocamız. Sure ile bir bağ kurabilen okuyucunun hayatına Kuran’ın nüzul olmasına kapı açılıyor.</p>
<p>Besmele insanın Allah ile kurduğu bağın köprüsü. Besmeleyi hayat düsturu edinmemizin gerekliliğini şöyle ifade ediyor İslâmoğlu: “Eğer Kur’an’ı muhteşem bir site kabul edersek, Fâtiha bu sitenin ana kapısı, besmele de o kapının anahtarıdır. Besmele, kulluk listesinin altına atılan imzadır. Besmele Allah’la ve Allahlı yapmaktır. Besmele O’nun sayesinde ve O’nun verdiği imkân ve güçle yaptığının bilincinde olmaktır. “Senin verdiklerinin farkındayım, Senden bağımsız bir varlık alanı düşünmüyorum” demektir. Besmele eylemle alâkalıdır. Zira besmele çeken biri, bir eyleme girişiyor, bir işe başlıyor demektir. Besmele, İslâm ahlâkının bir ‘eylem ahlâkı’ olduğunu gösterir.”</p>
<p><strong>Sözün Özü</strong></p>
<p>Hayat Kitabı Kuran kitabının dipnotlarında İslâmoğlu Hocamız, Müslüman bir pencereden dünyaya nasıl bakacağımızın, Allah’ın bak dediği yerden nasıl bakılması gerektiğinin özünü veriyor. Sözün Özü ile başlayan cümlelerin bazılarını derleyip toparlayarak; inceleyerek dosya yazımı sonlandıracağım.</p>
<p>İnsan yeryüzünün ‘kalfası’ kılınmıştır. ( Bakara 30)</p>
<p>Adem kıssasıyla insanlığa verilmek istenen mesaj, ana fikri şudur: İnsanın yeryüzündeki varlık amacı, ne melekliktir ne de şeytanlık; hatası ve kusuruyla insanlıktır, insanlık… İşbu yüzden, insan beşer doğar, irade ve akılla insan olur. Vahiy irade ve aklı doğru kullanma talimatıdır. Şeytan da, insan da cennetten kovulmuştu. Ama kovulma sonrasında şeytanla insanın davranışları arasında ateşle toprak arasındaki fark kadar fark vardı. Şeytan yanlış bir kaderciliğe sapıp kendisini bu duruma düşürenin Allah olduğunu (15:39) îmâ ederek Allah’a iftira ederken, Adem ve eşi hatayı kabullenme ve sorumluluğu üstlenme farkını gösterdi. İşte bu farkı ödüllendiren Allah, insana hatasını nasıl telafi edeceğinin, Yaratıcısıyla bozulan ilişkisini nasıl düzelteceğinin yolunu gösterdi. İlâhî lânet hata yapana değil hatayı savunanadır. Adem yeryüzüne, yaptığı tevbeden sonra ilâhî rehberliğin sürekliliği vaadiyle misafir edilmiştir. Ademoğluna tahsis edilen dünya, günahın bedeli değil tövbenin ödülüdür.</p>
<p>İman kalbin yönelişi, îkân yöneldiği şeyden kalbin tatmin olmasıdır. İmandan mahrum olmayı, kişinin kendi ruhuna çektirdiği en şiddetli azap olduğunu ifade eden İslâmoğlu Hoca bu noktayı şöyle açıklıyor: “İman ruh için hava gibi, su gibi, ekmek gibidir. Ruhunu bunlardan mahrum eden, öz elleriyle kendi ruhunu tarifsiz bir azaba mahkûm etmiş olur.”</p>
<p>Takva kavramını hidayetten sonra olarak algılayan bizlere, Bakara 2’nin dipnotunda takva’yı hidayetin sebebi, hidayeti de takvanın sonucu olarak ifade ediyor. Kitap nedir iman nedir bilmeyen (42.52) Allah Rasulü’nün ‘muhteşem bir ahlâk üzere’ (68:4) oluşunu hatırlatıyor. Hidayetten önceki takvayı “sorumluluk ahlâkı” olduğunu belirtip, ‘sorumlu davranış’ manasına gelen salih ameli de böyle bir ahlaktan neşet ettiğini açıklıyor.</p>
<p>Kuran kendi misyonunu şöyle tayin etmektedir: “bu Kitabı, geçmiş vahiyden geriye kalan hakikatleri doğrulayıcı ve onların doğrusunu yanlışından ayırt edici (muheyminen ‘ala…) olarak gönderdik” (5:48).</p>
<p>Allah’ın hidayet etmesi, hidayetini isteyen kişinin hidayetini dilemesidir, aynı şekilde Allah’ın saptırması, sapmak isteyen insanın sapmasını dilemesidir. İslâmoğlu Hocamız bunu en öz şekliyle şöyle açıklıyor: “Kendi tercihlerine Allah onları mahkûm ediyor.”</p>
<p>Allah’ın koparılmamasını emrettiği bağlar, bütünüyle insanı ve insan hayatını ilgilendiren bağlardır ve bu bağların korunması ferdi ve toplumsal barış ve huzuru garanti ederken, birbirinden koparılıp ayrılması bunları yok etmektedir. Burada koparılmaması emredilen bağlar dört şıkta özetlenebilir:<br />
1) İnsanın kendisiyle olan bağı.<br />
2) İnsanın Allah’la olan bağı.<br />
3) İnsanın insanla olan bağı.<br />
4) İnsanın tabiat ve evrenle olan bağı. (Bakara 27)</p>
<p>İslâmoğlu Hoca Bakara 44’ün dipnotunda Kuran’ı yüzüne okumakla, hayatına uygulayarak okumayı ayırarak şöyle açıklar: “Tilâvet, aktarmak için okumaktır. Kırâet ise anlamak için okumaktır (18:83, not 13). Okuyan birincide pasif ikincide aktiftir. Ayet onun için ‘siz hiç kafanızı çalıştırmayacak mısınız?’ diye biter.”</p>
<p>“Kalpleri de…” yani “akleden kalpleri”. Düşünme tarzının birbirine benzemesi kastedilmektedir. Biz bu benzerliğe “Yahudileşme temayülü” diyoruz. Duygu ve düşüncenin benzeşmesi, söz ve eylemin de benzerliğini getirecektir. Zımnen: Düşünceleri benzer olanların talepleri de benzer.<br />
“Kesin taahhütlerini bozdukları için onları rahmetimizden dışladık.” (5:13) âyetinde olduğu gibi, lânetlenme belli eylemler ve onları yapanlarla ilgilidir. Hz. Peygamber, “lânetli kavim” algısıyla sorulan bir soruyu “Allah, kesinlikle herhangi bir kavmi lânetlemedi” diye cevaplar (İbn Hanbel). Sözün özü: Baştan sona bir ırkın tüm nesillerini kapsayan manada lânetli kavim yoktur, ancak lânetli mantık vardır.</p>
<p>İnnâ lillahi ve inna ileyhi raci‘ûn cümlesine “istirca” denir. İslâm’ın hayat kodları arasında müstesna bir yeri olan bu cümle, aslında İslâm inancının anahtarlarından biridir. Çünkü İslâm iki temel üzerinde yükselir: Tevhid ve adalet. İstirca, tevhidin özeti ve varlığın kaynağına atıftır. Aynı zamanda bu, müminin fani varlığını Allah’ın baki varlığına adama andıdır. Ve bir kulluk itirafıdır; bu itirafta zikir de vardır, şükür de vardır, dua da…</p>
<p>Ali Şeriati Müslümanların Batıya hayran olmasını şöyle açıklıyor: “Av avcıya tutkun!” Mustafa İslâmoğlu Bakara 70de geçen inek hadisesinde, kesilmesi emredilen inek hakkında şu açıklaması manidardır: “Aslında kesilmesi istenen inek, Mısır’ı temsil ediyordu. Kesilmesi emrolunan sığır üzerinden, düşmanına âşık olan herkese mesaj: Düşmanına hayran olan, gün gelir onun putuna tapar!”</p>
<p>Vahiysiz ve kitapsız dindarlık, açığını sahte kutsallar icat ederek kapatır. Zira taklide dayalı akide zanna mahkûmdur. Vahye tabi olmayanın vehim ve kuruntusunu dinleştirmekten başka yapacağı bir şey yoktur.</p>
<p>Aslında iman keşfedilmemiş defineye benzer. Onun sahibine yararı ancak keşfedilmesiyle mümkündür. İmanın keşfi ise sahibini iyiye, doğruya ve güzele götürebilecek iktidara sahip olmasıyla kendini belli eder. İnanç mücerret olarak her zaman sahibine yararlı bir unsur değildir. Sahibini kötü yola götüren inanç da vardır. Bu nedenle asıl olan bir inanca sahibi olmak değil, sahibine doğruyu emreden bir inanca sahip olmaktır.</p>
<p>Bir mümin hiç bir görünür ve görünmez varlıkta bizatihi güç vehmedemez. İnsanın Rabbi de, tüm varlıkların Rabbi de Allah’tır. Sihri küfürle eş değer kılan şey, insanların onda bizatihi bir güç vehmetmeleridir. Bir üstteki cümleyle bu cümle arasında gerçekte hiçbir çelişki yoktur. Kişi ile eşinin arasını açan, sihrin bizzat kendisinden kaynaklanan bir güç değil, sihre muhatap olan kimse ya da kimselerin cehalet, zayıf kişilik ve vehimlerinden kaynaklanan zaaflarıdır. Bununla elbette görünen ve görünmeyen varlıkların insan psikolojisi üzerindeki, hatta insan bedeni üzerindeki etkilerini yok sayıyor değiliz. Bu etkileri en güzel izah eden durum psikosomatik hastalıklardır. Kökü psikolojik olduğu hâlde fiziki olarak bedende tezahür ederler. Sihrin dünya ve ahireti yıkan bir şey olmasının temelinde, insandaki gerçeklik algısını bozması yatar.</p>
<p>Boyaların hası Allah’ın boyasıdır; Allah’ın boyası “fıtrat”, yani insanın doğasıdır. Fıtrat, insanın doğasına Allah’ın döşediği muhteşem altyapıdır. İnsanın tek doğal boyası budur; onun üzerine sürülen tüm boyalar sentetiktir. Zımnen: Müslüman olmak bir başka boyayla boyanmak değil, sentetik boyaları atıp kendi öz boyasına dönmektir. Bu yüzden İslam’a dönüş öze dönüş, kendine geliştir.</p>
<p>“Umm” kökünden türetilen ümmet zımnen “İnsanlığı ana gibi kucaklayacak bir toplum” vurgusu taşır. Şehîd “tanık” anlamına, “hayatını imanına şahit kılan ve çağına şahit olan” anlamına geldiği gibi “örnek, model” anlamına da gelir. Tercihimiz ikincisidir. Ümmetin “şehid” olması; insanlığın imanına şahit olan ve insanlığı imanına şahit kılan ana yürekli toplum olması demektir. İmam ümmetin manevî annesi, ümmet insanlığın manevî annesidir.</p>
<p>Allah’tan başkasından korkan iki cezaya çarptırılır: Korkunun kendisi ve korktuğunun başa gelmesi.</p>
<p>Tövbe, bir “yeniden kazanma” iradesidir. Allah’a tövbe etmek, insanın kendisini yeniden kazanması için Allah’tan yardım talebidir. Bu bir onarım faaliyetidir. Zımnen: “Allah’ım ben kendimi kaybetmişim! Fakat kendimi yeniden kazanmak istiyorum! Kendimi onarmama yardım et!” Bunu yürekten talep edenlere Allah yardım edeceğini vaat etmektedir.</p>
<p>“Ey insanlar!” diye başlayan ayette meşru ve temiz olan şeylerden yemeleri karşılığında insanlardan şeytana uymamaları isteniyordu. “Ey iman edenler!” diye başlayan bu ayette ise inananlardan Allah’a şükretmeleri isteniyor. Çünkü şükür, inkâr edenlerden değil iman edenlerden beklenir.</p>
<p>Ne imansız ve ibadetsiz ahlâkla, ne ahlâksız ve ibadetsiz imanla, ne de içeriği boşaltılıp şekle indirgenmiş ibadetle iyiler safına dâhil olabilirsiniz. İbadetler Allah’a yollanmış mektuba benzer. İçi boşalmış bir ibadet, Allah’a yollanmış boş bir zarfa benzer. Mektup ruhsa zarf cesettir. Diri ibadet sahibinin altında bir burak, ruhsuz cesede dönmüş ölü bir ibadet ise sahibinin sırtında bir yüktür.</p>
<p>Dua kalbin Allah’la konuşmasıdır. Allah Rasulü duanın önemini şöyle izah eder: “Allah katında duadan daha üstün bir insan davranışı yoktur” (Tirmizî, De‘avât 1). Bu kadar büyük ve ölümsüz bir hakikati bu denli sade ve yalın bir dille anlatmak ancak kelam-ı ilâhîye mahsus bir özellik olsa gerek.</p>
<p>“Allah… sever” ya da “Allah… sevmez” diye son bulan âyetlerin hemen tamamına yakını Medenî sûrelerde yer alır. Mekkî surelerde ise azap ve ceza öndedir. Bunun nedeni Kuran’ın eğitim sürecidir. Bu sürecin başlangıcında insanlar azap ile korkutuluyorlardı. Medine döneminde müminlerin Allah’la olan ilişkileri “sevgi” düzeyine yükseldi.</p>
<p>Bedelsiz ödül olmaz. İman en büyük iddiadır, iddialar ispat ister.</p>
<p>Kulun gücü bitince Allah’ın yardımı başlar: “Bittim ya Rab!” diyene “yettim kulum” der.</p>
<p>Hicret, imkânların tükendiği yerden üretileceği yere intikal, kavuşmak için terk etmektir.</p>
<p>Cihad, insanlığın değişmez değerlerinin öbür adı olan İslâm’la insan arasına gerilen engelleri kaldırmak için üstün çaba harcamaktır.</p>
<p>Namaz gök dikişidir. Dünya astarını ahiret atlasına günde beş yerinden dikmektir. Hayat ancak bu sayede ruhsuz bir ceset olmaktan kurtulur.</p>
<p>Cennetini yüreğinde taşıyan bu kişi, elde ettiği her değerin hakkını verir ve onu kat kat üretir. Toprağı çok verimli bir bahçe gibi, aldığı yağmura ürün vererek şükreder. Bu yağmurun çok ya da az olması, onun verimliliğinden bir şey kaybettirmez. Çünkü o, verimliliğini daha çok dışardan değil kendi özünden almaktadır. Onun imkânı imanıdır. O, yapacağı bir iyilik için “imkânım yok” demez. Bilir ki imanı tükenmeyenin imkânı tükenmez. Yine bilir ki, gönül tarlasına muhabbet tohumunu alın teri, yürek teri, zihin teri ve gözyaşıyla ekenler, hasat zamanı bu tarladan bire yedi yüz kaldırırlar. Bütün bunları yaparken, birilerinin görüp görmediği umurlarında bile değildir. Çünkü Allah’ın gördüğünden emindirler. Esasen cennet, “Allah yolunda” harcanmış bir değerin azamî getirisini ifade eder. Ebedi güzelliğin üretildiği bu merkezlerin tohumu ise, insanın bu dünyada yaptıklarıdır. İşte bu yüzden “Dünya ahiretin tarlasıdır”. Kalbin günahkâr olması, beden ülkesinin başkenti olan kalpte şeytanın iktidarını ilan etmesidir Merkez bozulursa tohum çürür, insanın özü kurur.</p>
<p>Yoksula yardım, o kadar hasbi ve o denli karşılık beklentisi olmadan yapılmalıdır ki, bu beklenti değil kişisel menfaat ve minnet altına alma, onun sapık bulduğunuz inanç ve düşünce dünyasına müdahale için bir araç olarak dâhi kullanılmamalıdır. Çünkü hidayet Allah’tandır. Hidayet kişinin kendisine iyilik yapanın hatırı için onun istediği yola girmek değil; hakkın hatırına, kişinin özgür iradesiyle Allah’a teslim olmasıdır.</p>
<p>Ahdullah hem “Allah’ın verdiği taahhüd” hem de “Allah’a verilen taahhüd” anlamına gelir. Vicdan ve fıtrata delalet eder. Her sapma, aslında vicdan ve fıtrata ihanettir. Fıtrat ve vicdana her ihanet ise, özünde Allah’ın ahdine ve Allah’a verilen söze ihanettir.</p>
<p>Tüm peygamberlerin yolu olan ve insanlığın değişmez değerlerinin öbür adı olan İslâm’ın tek din oluşu, Allah’a kulluğun Allah’a kayıtız şartsız teslim olmaktan başka bir yolunun bulunmayışı demektir. Yoktur, çünkü İslâm, Allah’ın hakkını teslim etmek için Allah’a kayıtsız şartsız teslim olmak demektir.</p>
<p>Gerçek zulüm, hakikatin apaçık delilleri geldikten sonra sapmaktır.</p>
<p>Muhacir: İmkânların tükendiği yerden imkânların üretileceği yere göç eden Mekkeli müminler. Ensar: Göçmen din kardeşlerini bağırlarına basıp yardım eden Medineli müminler. Muhacir ve Ensar tarihte kalmış olsa da, muhacirlik ve ensarlık İslâm cemaatinin yaşadığı tüm zamanlarda ve mekânlarda var olmayı sürdürecektir.</p>
<p>Kâbe, insanlığın İman babası Hz. İbrahim’den bir hatıradır. Mümkündür ki insanı yeryüzünde misafir eden ilk toprak parçasıdır. Bu yüzden hacca gitmek, gurbete değil sılaya gitmektir. Bu yüzdendir ki sadece müminlere farz olan hac ibadeti için bu ayette ilginç bir biçimde “insanlık üzerine” (‘ale’n-nâs) ifadesi kullanılmaktadır. Bunun en mukni açıklaması da, haccın insanlığın ilk vatanına bir teşekkür olmasıdır.</p>
<p>Ey insan! Bütün bir kâinat Allah’a aitken, sen O’na isyan ederek kime sığınmayı düşünüyorsun?</p>
<p>İyiyi önerip yanlıştan sakındırma, imanla doğrudan alâkalı Kuranî bir emirdir (104. ayetle krş.) Bu emir sosyal bünyenin savunma mekanizmasına tekabül eder.</p>
<p>Kuran’daki tüm dua ayetlerinin maksadı Allah’tan istemeyi öğretmektir.</p>
<p>Allah’tan istemeyi öğrenebilmek duasıyla, Selametle…</p>
<p><strong>Yunus Emre Tozal</strong></p>
<p><em><em>Diriliş Saati</em></em>, 2009 Şubat-Mart Sayısı</p>
<p>Alıntı : <a title="Ten kafesi.com" href="http://www.tenkafesi.com/?p=504" target="_blank">www.tenkafesi.com</a></div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.hakanatceken.net/2009/04/05/yurek-devletiyle-ozgurlesebilmek-hayati-insa-edebilmek-collesen-yurekleri-yesertebilmek-icin%e2%80%9chayat-kitabi-kuran%e2%80%9d/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>
