Kur’an ve Ramazan

6 Eyl 2009 Kategori: İslam
Kuran

Kuran

Kur’an’da Ramazan ayından söz eden Bakara suresinin 185. ayeti, biri diğerinin sebebi olan iç içe geçmiş unsurlardan oluşur. Buna göre:

1. Ramazan’ın sebebi Kur’an’dır.

2. Kur’an’ın sebebi hidayet, yani rehberliktir; hem de bütün bir insanlığa.

3. Hidayetin sebebi “beyyinât” ve “furkân”dır. Hidayet ancak bunlarla gerçekleşir.

Devamını okuyun »

Allah insanı adam yerine koyuyor da kullara ne oluyor?

Fatih daha yirmi bir yaşında bir delikanlı iken, çağ açıp çağ kapatmayı, İstanbul’u fethetmeyi, gemileri karadan yürütmeyi nasıl başardı?

Bir eğitimci olarak bu sorunun cevabını çok düşündüm. Bu kadar genç yaşta bu kadar büyük başarılar elde etmeyi nasıl başardı Sultan Fatih? Anne babası ve hocaları onu bu kadar iyi yetiştirmeyi nasıl başardı? Ellerinde sihirli bir değnek mi vardı?

Yirmili yaşlardaki gençlerimizi (gençliğimizi) düşünüyorum. Bu yaşlardaki gençlerimiz ya Üniversiteye hazırlanıyorlar, ya askerde oluyorlar, ya da üniversitede okuyorlar. Bir kısmı da askerliği tecil etmek için veya okumayı dışardan da olsa sürdürebilmek için açık öğretim fakültesinde okuyorlar.

Sorun gençlerin mayasında mı yoksa onları yetiştirmek gibi büyük bir sorumluluğu olan biz büyükler de mi?

Fatih Sultan Mehmed’in hayatını okurken en çok dikkatimi çeken olaylardan bir tanesi de, babası tarafından daha on dört yaşında tahta oturtulmasıdır. Daha çocuk yaşta bir insanı niçin tahta geçirirler? Koca devleti bir çocuğun omuzlarına yüklemek çok anlamsız geliyor ilk bakışta.

Evladına, daha on dört yaşında olduğu halde, “bir devleti yönetebilecek kadar iyi yetiştin sen!” mesajını veren bir babanın oğlunun, çağ açıp çağ kapatabilmesine şaşırmamak lazım.

İyi yetişmiş bir evlat ve padişah olduğunun en büyük ispatlarından birisi de, babasını tahtın başına çağırırken kullandığı cümledir. “Eğer ben padişahsam, emrediyorum! Ordunun başına geç! Eğer sen padişahsan, zaten görevin bu! Ordunun başına geç!”

Benim derdim, zaten tüm dünyanın hayran olduğu, Peygamber müjdesine mazhar olmuş bir padişahın hayatından kesitler sunmak değil.
Biz yetişkinler gençlerimizi ne kadar adam yerine koyuyoruz?
Bu ülkede kaç tane baba, yeni bir yatırım yaparken on dört yaşında oğlunun fikrini alarak onu adam yerine koyar?
Bu ülkede kaç tane anne, evine yeni bir eşya alırken daha on dört yaşında olan kızının fikrini alarak onu adam yerine koyar?
Bu ülkede kaç tane öğretmen, daha liseye başlamamış öğrencilere kendilerinin artık yetişkin bir birey olduğu bilincini vermemiz gerektiğinin bilincindedir?
Bu ülkede kaç tane eğitimci bu gerçeklerin farkında olmanın yetmediğini, bu gerçekleri sadece öğrenciye anlatmanın da sorunları çözmediğini, anne ve babalara da bu gerçekleri anlatmak zorunda olduğumuzu düşünür?

Tayların yetişmesi
Çocukluğu ve gençliği köyde geçmiş biri değilim. Sadece yazları birkaç haftalığına köyde kalırdık. Ancak köylerde tayları nasıl yetiştirdiklerini, tavukların civcivlerini yanlarından niçin uzaklaştırdıklarını rahmetli dedemden dinlemiştim.
Bir eğitimci olunca da geçmişteki hatırlarınızın büyük bir kısmı “eğitime bakışınızı” yönlendiriyor.
Hala annesinin peşinde gezen tayların, birkaç aylık olduktan sonra, sahibi tarafından sırtına boş bir sepet asılır. Yük taşımaya alışmaları için her hafta sepetin içine biraz daha ağır yük konur. Hiçbir yük olmasa dahi haftada bir sepetlerin içine birer taş daha atılarak tayın yükü artırılır. Tay’ın sahibi bilir ki hiç yük taşıtmadan büyütülen taylar at olunca da tay gibi güçsüz kalır.
Yirmi yaşını geçtiği halde hala çocuk gibi davranan gençlerin anne ve babalarının (sahiplerinin) yapmış olduğu en büyük hatalardan birisi de budur.

Civciv tavuk olmaya başladığını anlamalı.
Evlatlarını koruma konusunda tüm canlılar fedakarlık yaparlar. Ancak çok bilinenlerden bir tanesi de tavukların civcivlerini koruma mücadelesidir. “Korkak tavuk!” gibi korkaklıkla anılma sıfatını üzerinde taşıyan( ,) dünyanın en korkak varlıklarından kabul edilen tavuk bile, etrafında civcivleri varken aslan kesilir. Kimse kendisine ve civcivlerine yaklaşamaz.
Evlatlarını, yani civcivlerini bu kadar çok seviyor olmasına rağmen, civcivler biraz büyünce anne tavuk tarafından yanlarından uzaklaştırılır. Kendi ayakları üzerinde durmayı öğrensinler diye anne tavuk civcivlerini kanatlarıyla yanından uzaklaştırmaya başlar.
Anne tavuk bunu yapmamış olsa, tavuk kadar boyu olmasına rağmen, civciv gibi davranan tavuklar yetiştirmiş olur.

* * * * *

Bir genci ne zaman adam yerine koymak lazım?
Bu sorunun cevabını bir eğitimci olarak benim, ya da bir psikologun vermesine itiraz edebilirsiniz. Ancak bu sorunun cevabını Allah (c.c) verirse herkes susmak zorundadır.
Soruyu, “Allah insanı ne zaman adam yerine koyuyor?” şeklinde sormakta fayda var. Cevabı çok basit… “Buluğ çağı” veya “Ergenlik dönemi” dediğimiz dönemden itibaren Allah insanı mükellef yapıyor, yani adam yerine koyuyor.

Ne garip değil mi?
Allah insanı adam yerine koyuyor da anne babası yada öğretmeni adam yerine koymuyor.
Bizim adam yerine koymadığımız evladımızı başkaları niçin adam yerine koysun?
Bizim adam yerine koymadığımız öğrencilerimizi başkaları niçin adam yerine koysun?
Bizim adam yerine koymadığımız gençlerimizi başkaları niçin adam yerine koysun?

Alıntı :
Sait ÇAMLICA
Eğitimci – Yazar

Hepimiz için farklı anlamlar ifade eden Ramazan-ı Şerif ayına birkez daha kavuşmak nasip oldu. Öyle ki Allah-ü Tealanın bizlere bizler için ikram ettiği Oruç nimeti var bu ayda. Oruç neden var? Neden başka bir ay değil de Ramazan’da tutuluyor? Oruç tutunca ne kazanıyoruz? Aç kalmak susuz kalmak neyin çaresi olsa gerek? Gibi aklımızı zihnimizi terleterek sormamız gereken bu sorulara cevap bulmak bizi olayın manasına daha da yaklaştıracaktır.

Ramazan ayının öncelikle Kuran’ın doğum ayı olmasına dikkat çekmek gerekir. Ramazan’ı Ramazan yapan da bu özelliğidir. Peki aynı aya orucu veren Rabbimizin muradı nedir?

Mü’min biri için özgürlüğü tanımlamak batı kültüründekinden çok farklıdır. Batı yiyebildiği gezebildiği tüm sınırsızlıklara özgürlük adını vermiştir. Bizde ise tam tersidir. Nefsin bedenin her isteği bizi biraz daha köleleştirmektedir. Öyle ki nefsinin arzularını en az karşılayan kimse o derece fazla özgürleşmiş demektir. Çünkü insan diğer yaratılmışlardan farklı olarak düşünme eylemi gerçekleştirmek zorunda olup bu eylemi akleden bir kalp ile tefekkür ederek ve olayları çok boyutlu değerlendirerek yapabilmektedir. Sınırsız yemek ve içmek, çok uyumak vs.. gibi nefsani istekler bu aklın örtülmesinde son derece etkilidir. İnsan aklını ve kalbini kullanamaz hale geldiğinde ise hayvanlardan farksızlaşmaya ve sadece yeme içme dinlenme döngüsüyle (ne kadar da yaşamak densede) yaşamaya devam etmektedir. Amacına uygun kullanılmamış olan bu tip insan ise dünyaya yük olmaktan kendine ve insanlara zulüm etme kervanına katılmaktan kaçamaz.

Gelelim özgürlüğümüzü bir pranga gibi engelleyen, elimizin kelepçesi, irademizin zayıf yönünü çok seven, biyolojimizi alt üst eden, nefsimizin aşığı, şeytanın elimize verdiği cihazı olan konu başlığımız sigara’ya.

Aşağı yukarı 15 saat gibi bir süreyi oruçlu geçirmemiz günlük hayatta çok zor yapabileceğimiz perhizlerin yapılabileceği muhteşem bir fırsat. Hafif yada ileri derece herhangi bir sigara bağımlısına 15 saat içme deseniz durduramazsınız. Ama Oruç durduruyor. Tam bu noktada sigara köleliğinden kurtulmak isteyen bir bağımlı kardeşim, “Beni ben durduramıyorum ama Oruç durdurdu, Bende birazcık destek olursam bu işten kurtulurum” demesi, bir adımda kendi atması sayesinde özgürlük yolunda ilerlemeye başlamış demektir. Sigaranın zararlarını anlatmaya kalmayacağım şimdi ki herkes gayet iyi biliyor. Fakat birçoğumuzun bilmediği bir gerçek var. Vücudumuzun yalanları.

Düşündüğümüz her şeyin bizim kendi irademizle gerçekleştiğine, içinde bulunduğumuz ruh hali ve duygunun kendi kendimizin yaptığına inanıyorsak bir noktada yanılmış oluruz. Vücut insana yalan söyler mi? Söyler efendim. Nasıl mı?

Hormonal denge insanın duygu ve düşünce yapısını etkileyen birinci unsur. Örneğin Kortizon tedavisi gören insanlarda uykuya geçişteki agresiflik ve öfkeden söz edilir. Normalde okadar öfkeli olmayan birinin sizi öldürecek gibi kızdığını görebilirsiniz. Hormon dengesi bozulmuşsa duygu ve düşüncelerde normal değildir. Haline kendi de inanmaya başlamıştır.

Mesela “limon” kelimesini duyunca insanın tükrük salgı bezleri çalışır. İlk bakışta ses dalgasının tükrük sıvısına nasıl dönüştüğüne inanamazsınız fakat limon dedikçe tükrük artar.

Bütün bunlar bize şunu verir. Beynimiz ne sinyali üretirse onu gerçek zannederiz. Sigara içen bir vücutta nikotinin sonucu olarak dengeleri sağlamak için o nesneyi isteyecek ve beyne sinyal gönderecektir. Beyinde bunu gerçek bir duygu gibi ruhumuza yansıtacaktır.

Sigara içen birinin kendine söylediği yalanlara bakacak olursak;

- (Sahurda) Akşama kadar içemiyeceğim, 15 saat. Kesin içmem lazım çok rahatsız eder.

- Birtane belki yetmez iki üç tane içeyim zaten gün içinde içmeyeceğim daha rahat geçsin.

- (iftarda) Okadar gün sabrettik birtane hak ettik.

- İçmezsem çok baş ağrısı çekerim. Değmez şimdi.

- Zaten ramazanda çok azalttım. Bir akşam bir sabah bari dokunmayın.

Gibi vs.. birçok bahanelerle bırakmak istemez insan. Halbuki biyolojik yalanlarına kendi irade ve aklıyla destek olmuştur. Velhasıl özgür aklı beden sinyallerinin kölesi olmuştur. Ve mutludur.

NEDEN RAHATLARIZ?.


İftarda içilen bir sigara bizi neden rahatlatır? Yada gündüz içilmeyen sigara neden rahatsız eder? Sigara insülin direncini arttırır, kan şekerini yükseltir. Yani yediğimiz her şekerin vücudumuzu şekere boğup zehirlememesi için insülin hormonu salgılanıp şeker yok edilir. Sigara içenlerde salgılanan insülinin şekere dur diyeceği eşik değişir ve gerektiği zaman dur demez ve kan şekeri yükselir. Titreme, başa çöken koca bir ağrı gibi sonuçlarla bu durum dışa vurur. Tabi bunun dışında tıbben çok fazla hadise olur ki benim anlatmaya pek ilmimde yok.

Peki bırakırsak ne kaybederiz, neler çekeriz?

Nikotin eksikliği sebebiyle şu durumlar görülebilir:
Depresyon, sinir bozukluğu, kızgınlık, hassasiyet, uyuma güçlüğü, konsantrasyon bozukluğu, başağrısı, yorgunluk, iştah artışı. Bu durumlar kişiyi yeniden sigaraya başlamaya sevkeder, çünkü nikotin seviyesi eski düzeye çıkınca durum kaybolur. Bu sonuçlar son sigaranızdan sonra 48 ila 72 Saat içerisinde doruğa çıkacaktır. Daha sonra azalarak birkaç Gün ila birkaç hafta sürebilir.

SONUÇ OLARAK;

Bu Ramazan’ı bir fırsat bilip bir plan dahilinde şu sigaradan vazgeçebilir, kendinize Allah’ın emri olan orucun da desteğiyle bir iyilik yapabilirsiniz. Yapmanız gereken dünyaya bu ihtiyaçla doğmadığınızı hatırlayıp vücudunuzun yalancı sinyallerine aldırmadan özellikle 24-72 saatinizi çevrenizdekilerden de destek vermelerini isteyerek kazasız belasız atlatmak ve en geç 10-15 gün içinde de rahatladığınızı görerek keyfini çıkarmanız olacaktır. Bu isteğimiz geldiğinde ise kuruyemiş gibi elimizi boş bırakmayacak yiyecekler tercih edebilir aynı zamanda da kan şekeri dengemizi koruyabiliriz.

Kendinizi yaşınız ne olursa olsun bir onkoloji servisinde ağzınıza lokma koymaksızın, perişan olmuş, içiniz dışınıza çıkmış ve bilmem ne kanserinden dolayı ölümü bekler halde bulmak, birkaç günlük sıkıntıdan daha iyi değildir.

(Onkoloji servislerini merak edenler bulunduğu ile en yakın hastaneye gidip; genciyle yaşlısıyla hasta dolu olduğunu görebilirler.)


Allah insana verdiği akıl ve iradeyle en büyük imkan ve yardımı peşin vermiştir fakat yinede Allah yardımcınız olsun.

Müminin ferasetinden niçin korkulur?

8 Nis 2009 Kategori: Genel, İslam

Feraset, mü’minlere Allah’ın bir lutfudur. Ama nasıl mü’minlere? Hakk’ın yoluna gönül koymuş, haramlara gönlünü kapamış, hayatına ve hizmetine Hak rızasını koymuş gönül erlerine. Onları aldatmak pek zordur.

Düşünce ve tasavvurda zenginlik, muhakemede tutarlılık, varlığın perde arkasına muttali olma ve basiretli davranma diyebileceğimiz feraset; insanın, kalbini kin, nefret, iğbirar, nifak ve ucub gibi manevî hastalıklardan temizleyip, imân, marifet, muhabbet ve aşk u şevkle bezemesi sayesinde Allah’ın, onun içine attığı öyle bir nurdur ki, ona mazhar olan fert, ferdîleşir, duyuş ve sezişleriyle derinleşir; hatta başkalarının gönüllerindeki sırlara aşina olup, simaların arkasındaki gerçekleri görebilir.. ve tabiî, eşyanın perde arkasına uyanabildiği ölçüde, Hazret-i Allâmü’l-Guyûb’un parlak bir aynası haline gelebilir… Bu mânâdaki ferasete işaret sadedinde, gayb ve şehadetin fasih lisanı Rûh-i Seyyidi’l-Enâm, “Mü’minin feraseti karşısında titreyin; zira o bakarken Allah’ın nuruyla bakar.” (Tirmizî, Tefsirü’l-Kur’an 15) buyurur.
Devamını okuyun »

101

Modern Dünyada Anlamını Kaybeden İnsan

Dün öldü, bugün can veriyor, yarın ise henüz doğmadı.
Bişr-i Hafi

Geçmişin tehlikesi esir olmaktı, geleceğin ki ise robot olmak!
Erich Fromm

İçinde bulunduğumuz zaman diliminde, yaşadıklarımız ve yaşayamadıklarımızla modern çağın bir tasvirini yapacak olursak; insanı ve eşyayı tehdit eden, tehdit etmekle kalmayıp intihara sürükleyen, maddi-manevi işkencenin zevkle yapılarak ve teşvik edilerek her gün birilerinin öldürüldüğü, haksızlıkların yaşandığı, edepten ve ahlaktan gittikçe uzaklaşılan bir tablo çıkar karşımıza.

Tablonun bir köşesinde kurulan tüm sistemler, düşünce akımları, ‘izm’ler insanoğlunun anlam arayışının bir ürünü olduğunu gösteriyor. Bu bunalımları yaşayan insanlardan biri olan senarist- yazar Ayşe Şasa modern insanın çıkmazını şu cümlelerle özetliyor: “İnsanların geleneksel medeniyetten uzaklaşması, bugünkü bunalımın kaynağı. Çünkü gelenek, insanı kendi fıtratıyla, âlemle barıştıran, âlemi ahenk haline getiren yapı. Bu bağ koptuğu zaman insan mekanik bir eşyaya dönüşüyor.”

Devamını okuyun »

8 Mar 2009 Kategori: Bilgisayar

İnsanlığın içine düştüğü kimim? ne yapmalıyım? nasıl yapmalıyım? sorularını ilahi desteği arkasına alarak bir akılları aydınlatan, insanlık ailesine model olan peygamberlerin sonuncusu ve Rabbin son vahyini bizlere getirerek akıllarımızı binlerce doğrusu olan akıllardan selim olan bir çizgisi olan, nirengi noktası olan akıllara dönüştüren Alemlere Rahmet Merhamet timsali Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed (S.A.V)‘in doğum günü olanMevlid Kandiliniz kutlu olsun. Hayr, bereket, Rahmet getirsin. Tarz arayan seküler akıllarımıza Efendimizin mükemmel bir örnek olması dileklerimle.

K  R  O  N  O  L  O  J  İ

M.S. 571- Fil Olayı. Habeşistan’ın Yemen Valisi Ebrehe, Kâbe’ye saldırdı.

Devamını okuyun »

Yemekteyiz, Koca pişirme tarifi…

1 Mar 2009 Kategori: Enteresan, Genel

Eşlerin çoğu pişirilme sürecinde “yanlış işlem” gördüklerinden yumuşaklıklarını ve iyi niteliklerini kaybederek bozulurlar. Gerçek odur ki, bazı eşler onları sıcak suda haşlayarak, bazıları ilgisizlikleriyle dondurarak, bazıları da basıp, ezip turşunu kurarak ve yine kimileri de savurganca harcayarak bozulmalarına neden olurlar.

Özenilerek hazırlanan her eşin iyi ve yumuşak olacağı söylenemez. Ancak iyi pişirilenin gerçekten tadına doyum olmaz. Es seçiminde ne lüferin alımındaki gümüş pırıltısı, ne barbunyanın altın yaldız görünümü geçerlidir. Bunun için çarsı pazar dolaşmaya da gerek yoktur. Genellikle en iyileri kapınızın önüne gelenlerdir.

Beğeninin kişisel olduğunu düşünerek es seçimini yalnızca kendiniz yapınız. Kendinizi sabırla pişiremeyecekseniz almaktan vazgeçiniz.

Devamını okuyun »

Sözlerin hepsi özü merhamet kaynağı, her işi de merhametle olan Allah’ın adıyla başlar.

Bu yazıyı kaleme almadan uzun süre çevremde, basında ve facebook gibi sosyal ağlardaki insanları gözlemleyip herkesin kendine has ama hepsinin ortak birkaç problemi olduğunu gördüm. Biri şahsiyet, diğeri ise kimlik. Her ikisi de aynı gibi dursalar da aralarında bazı farklılıklar var.

 

Evvela problem olarak nitelememin en büyük nedeni insanlarda göremediğim DİK DURUŞ. Ne konuda dik duracağını karıştıran bir insan tipi var meydanda. Tabi bu insan tipinin kendine seçtiği kimlik ve bu kimliği seçtiğinden dolayı “ben böyle davranmalıyım” dürtüsü.

 

Evvela şahsiyetini tam kavrayamamış insanlar; özel biri olma, birçok yönüyle eşsiz-benzersiz olma, yaratılmışların en şereflisi olma, kendini kendine verilen tüm özellikleriyle “dünyanın yaşatılması, dünyanın ayakta tutulması, kulluk ve adalet” için sorumlu görebilme gibi kavramları hiçe saymakta ya da önemsememektedir.  Şahsiyet şahsi belliliktir. Şahsi belirtgeçtir.

 

Kimlik arayışı insan fıtratında var olan bir arayıştır. Aidiyet duygusu hep var olmuş ve olacaktır. Tabi ki bu aidiyet duygusu da yanlış yerlere ait olunması halinde insanı felakete sürükleyen bir duygudur. Kimliklerimiz ile artık biliniyoruz ve kimliklerimizi bir tarz haline getirmiş bununla varoluş amacımız sanki bu tarzmış gibi göstermeye başlamış durumdayız. Tabi insan kendini bir kimlikle tanımlamaya başladı mı çok yönlülüğünden dolayı birden fazla kimlik seçme işine zorunlu olarak girmeye başlayacaktır. Bir üst kimlikte “filanca” olan alt kimliğinde “falanca” olmuştur. Kimi zaman da daha alt kimlikleri de oluşturmuştur ki iş komediye dökülmüştür.

Devamını okuyun »

Uyan Ey Gözlerim Gafletten Uyan…

24 Şub 2009 Kategori: Genel, İslam

Uyan ey gözlerim gafletten uyan!Uyan uykusu çok gözlerim uyan

Azrail’in kastı canadır, inan.
Uyan ey gözlerim gafletten uyan!
Uyan uykusu çok gözlerim uyan

Seherde uyanırlar cümle kuşlar
Dill-u dillerince(1) tesbihe başlar
Tevhid eyler dağlar taşlar ağaçlar
Uyan ey gözlerim gafletten uyan!
Uyan uykusu çok gözlerim uyan

Semâvâtın kapuların açarlar.
Mü’minlere rahmet suyun saçarlar…
Seherde kalkana hülle(2) biçerler.
Uyan ey gözlerim gafletten uyan!
Uyan uykusu çok gözlerim uyan

Bu dünya fanidir sakın aldanma.
Mağrur olup tac-u tahta dayanma.
Yedi iklim(3) benim deyu güvenme.
Uyan ey gözlerim gafletten uyan!
Uyan uykusu çok gözlerim uyan

Benim, Murad kulun, suçumu affet.
Suçum bağışlayub günahım ref’ et.(4)
Rasûl’ün sancağı dibinde haşret.
Uyan ey gözlerim gafletten uyan!
Uyan uykusu çok gözlerim uyan

Sultan III. Murat Han bir sabah namazını kaçırmış.

Üzüntüsünden bu şiiri yazmış.

Devamını okuyun »

Teknoloji karşıtı biri olmama rağmen, Televizyona “Gavur icadı” demediğim halde Türkiye’deki televizyonculuk sektörü ve bu sektör üstünden yürütülen misyonerlik, uyuşturma, duyarsızlaştırma ve ciddiyetsizleştirme faaliyetlerinin başını çeken platformlardan olan Digiturk’ün insanımızı hafife alan reklam serisinin sonuncusu olan “kanal yetmezliği” hikayesi artık burama geldi. Türkiye insanını 10 lira ile 9.90 ı ayıramayacak kadar cahil, televizyonda dansözden başka bir şey izlemeyen, peynir satıcısının bile peynirle kıyas edip ağzının suyunun akması vs… gibi birton aşağılayıcı reklamın ardından da hödük gibi bir adamın uyuyormu yoksa uyuşturulmuşmu belli olmadan orada Türk vatandaşını temsil etmesi dayanılmaz geldi. Ve bukadar zengin olup her dakka her kanalda reklamın yayınlanması da ayrı bir buhran veriyor.

Birincisi bu Türkiye insanı eğer gerçekten böyle olmuşsa sizin sayenizdedir. TV artık evlerimizin baş köşesinde açmazsak olmaz olan şey olup kapatma düğmesini nadir kullandığımız bir alet olmuştur. Reklamda bunu vurgular zaten “Yemekten önce, yemekte, yemekten sonra”. Yani kapatmaaa! Zaten birkaç önceki reklamdaki “Ailecek evde oturuyorsanız” ifadesi de ince bir toplum tanımı içermekte. Gelişim değişim muasır medeniyetler seviyesi filan diyen yok. Ailecek oturun ve zaten Türkiye toplumu olarak oturuyorsunuz da” demek istemişti.

İkincisi de bu tarz reklamlara hala tepki vermediğimiz için aptalca beş para etmez senaryolarıyla ve aşağılayıcı üsluplarıyla bu reklamlar devam etmektedir, edecektir. Eğer varsa bu tür digital platform üyeliğimiz iptal ettirerek, etrafımızdakilerin almamasını sağlayarak ve her yerde dile getirerek tepkilerimizi belirtmeliyiz.

Bilim, üretim, ilim, eser üretir ve ihraç eder olmamız gerekirken –ki öyleydi ecdadımız bir zamanlar, şimdi hazır alıp alıp yiyoruz ve beynimizi ve aklımızı uyuşukluğun ve hazır, renklendirilmiş bilgi selinin önüne sabitliyor ve düşünmüyoruz gerisini. Sonumuz hayır ola…

Peki çözüm mü? Çözüm şu: Eşinizde ve sizde hatta çocuklarınızda KANAL FAZLALIĞI var. Zehirli kanallar kanınızı zehirlemiş. Evinizden o zehirli keneleri çıkarıp kanınızı (hayatınızı) değiştirmelisiniz. Kitap okuyarak acil müdahale yapmalısınız yoksa koca bir nesille beraber öleceksiniz. Ölsek iyi esaret altına bile girebiliriz. Allah korusun.

Günlük Hakkında

Merhaba,

Artık sitemdeki yayınıma günlük tarzı devam etmeye karar verdim. Kalıcı bazı bağlantılarımı da bu günlüğüme taşıdım. Yazılarım biryandan devam ederken, Galeri, Online Bilgisayar Sınavı gibi sabit bölümlerede ulaşabileceksiniz. Çok sık güncelleyemesemde faydalı bulduğum bilgileri sizlerle paylaşmak istiyorum. Günlüğümün özellikle tanıdıklarımla buluşma ve ailemde birleştirici bir unsur olmasını istiyorum.


Takvim

Şubat 2012
Pts Sal Çar Per Cum Cts Paz
« Oca    
 12345
6789101112
13141516171819
20212223242526
272829  
Televizyon'u kapatın artık