İsra, Miraç, Yükseliş

9 Tem 2010 Kategori: İslam

Her peygamberin miracı var. Her peygamber, hayatlarının “bittim” noktasında miraçla teselli edilmiştir. Peygamberlerin “bittim” niyazı “abduhu: O’nun kulu” gerçeğinin, Allah’ın “yettim” mesajı “rasuluhu: O’nun elçisi” gerçeğinin ifadesidir. Aslında miraç, peygamber gayretine sunulmuş ilahi bir teselli armağanı, manevi bir hediyedir.
Devamını okuyun »

  • İsra, Miraç, Yükseliş için yorumlar kapalı

Artık Twitter

1 Tem 2010 Kategori: Genel

Twitter da da beni izleyebilirsiniz. Her ne kadar da çok yazamasamda fırsat buldukça paylaşımlarda bulunmayı düşünüyorum. twitterda “hakanatc” yim.

  • Artık Twitter için yorumlar kapalı

Gazzeye yardım götüren gemide bulunan Karamanlı (hatta Kılbasanlı) yolculardan biri olan Mustafa SEKMEN yurda döndü. Kendisine selam ve Saygılarımı gönderiyorum.

Röportaj vidyosu için tıklayınız>>>

  • Karaman’lı Gazze yolcusu Mustafa SEKMEN yurda döndü. için yorumlar kapalı

Elde var aşk …

25 Mar 2010 Kategori: Genel, İslam

Yüreğini siper et. Güvenlik içerisinde olursun. “Yoruldum” deme sakın.

Göğsüne yüreğinden başka muska takanlar yorulurlar.

Göğüs kafesin acıdan bir mengene gibi yüreğini sıktığında, aşk var mı, ona bak.

Varsa eğer, aldırma, dağlar gibi gelsin. Çünkü aşk, acıyı hayata dönüştüren bir iksirdir.

Devamını okuyun »

  • Elde var aşk … için yorumlar kapalı

I – Modern eğitimin esasa dair yanlışları

1-     Modern eğitim, değer değil fiyat esasına dayalıdır. Vücudu değil mevcudu öncelemektedir. Eşyanın mahiyetini atlayarak hüviyetine yoğunlaşmış, orada da durmayıp işlevinde karar kılmıştır. Dolayısıyla eşyanın hakikatini bilmeye ilişkin bir derdi yoktur.  Eşyanın kullanımına göz dikmiştir. Oysaki yer, gök, toprak, su vd. “mevcud”u temsil ederler. Bunlar arasındaki ortak nokta “vücud”dur. Modern eğitim meyveyi nasıl taşlayacağımızı öğretiyor, ağacın bütün içindeki anlamını merak bile etmiyor. Modern akıl mevcuda kilitlenip vücudu göremiyor. Oysa ki formda ayrı ayrı, alakasız görünenler vücutta bir olur. Varlık, yaratanına şahittir. Bu şahitlik eşyanın mevcudu ve hüviyeti üzerinden değil, eşyanın vücudu ve mahiyeti üzerinden kavranabilir.

Devamını okuyun »

  • MODERN EĞİTİMİN YANLIŞLARI VE YENİ BİR MODELİN ESASLARI için yorumlar kapalı

KURBANIM – SERDAR TUNCER

25 Kas 2009 Kategori: İslam

Yar adıyla başlayayım sözüme
Gülsüz bağda bülbül ötmez kurbanım
Sözü önce söyleyeyim özüme
Yoksa kalpten kalbe gitmez kurbanım

Sen senin olmazsan tüm dertler biter
Varını yokunu mürşidine ver
Ustanın elinde kütük ol yeter
Teslim olan zarar etmez kurbanım

Güvenme kendine ben oldum diye
Pişenler hamım der bir düşün niye
Tövbe lazım ettiğimiz tövbeye
Bir tövbeyle bu iş bitmez kurbanım

İltifat beklemek kırılmak nedir
O kapıdan kovsa sen bacadan gir
Ha sevmiş ha dövmüş ikisi de bir
Sevmese kaşını çatmaz kurbanım

Çalış nasibini al dünyadan yana
Ama sanma dünya yar olur sana
Ahiret parası lazım insana
Güneş hep batıdan batmaz kurbanım

Hizmet yoksa himmet olmaz bu kesin
Hem hizmet nimettir böyle bilesin
Gayret et gönle gir “benimdir” desin
Sultan kölesini atmaz kurbanım

Yap dediğini yap emrine göre
Bu iş bensiz olmaz deme boş yere
O eli tutmuşsa insan bir kere
Nefsini hesaba katmaz kurbanım

Cahiller ağzını açınca ben der
Ben deyip yol alan var mı hiç göster
Eli hep güzel gör kendini hep yer
Tezek su dibine batmaz kurbanım

Günahtı sevaptı bunlar boş hesap
Her neyi yaparsan için yap
Avamın işidir bu hesap kitap
Aşıklar kar zarar gütmez kurbanım

Dua kabul niye sıddıkın ahı
Ne dedi hızıra nakşibend şahı
Hatırla idrak et anla bu rahı
Ben sadıkım demek yetmez kurbanım

Sadakat ne derse doğru demekmiş
Onsuz doğrulara eğri demekmiş
Sadakat sıddıkın bağrı demekmiş
Ciğer yanar duman tütmez kurbanım

Er olmak isteyen serinden geçer
Bir saki elinden badeyi içer
Seç deseler yarin zehrini seçer
Ağyarın balını tatmaz kurbanım

Sözün özü derdi minnet bil cana
Yare can ver ki can yar olsun sana
Serdar isen serini koy meydana
Kurbanlara bıçak tutmaz kurbanım

Serdar Tuncer

  • KURBANIM – SERDAR TUNCER için yorumlar kapalı

Kur’an ve Ramazan

6 Eyl 2009 Kategori: İslam
Kuran

Kuran

Kur’an’da Ramazan ayından söz eden Bakara suresinin 185. ayeti, biri diğerinin sebebi olan iç içe geçmiş unsurlardan oluşur. Buna göre:

1. Ramazan’ın sebebi Kur’an’dır.

2. Kur’an’ın sebebi hidayet, yani rehberliktir; hem de bütün bir insanlığa.

3. Hidayetin sebebi “beyyinât” ve “furkân”dır. Hidayet ancak bunlarla gerçekleşir.

Devamını okuyun »

  • Kur’an ve Ramazan için yorumlar kapalı

Allah insanı adam yerine koyuyor da kullara ne oluyor?

Fatih daha yirmi bir yaşında bir delikanlı iken, çağ açıp çağ kapatmayı, İstanbul’u fethetmeyi, gemileri karadan yürütmeyi nasıl başardı?

Bir eğitimci olarak bu sorunun cevabını çok düşündüm. Bu kadar genç yaşta bu kadar büyük başarılar elde etmeyi nasıl başardı Sultan Fatih? Anne babası ve hocaları onu bu kadar iyi yetiştirmeyi nasıl başardı? Ellerinde sihirli bir değnek mi vardı?

Yirmili yaşlardaki gençlerimizi (gençliğimizi) düşünüyorum. Bu yaşlardaki gençlerimiz ya Üniversiteye hazırlanıyorlar, ya askerde oluyorlar, ya da üniversitede okuyorlar. Bir kısmı da askerliği tecil etmek için veya okumayı dışardan da olsa sürdürebilmek için açık öğretim fakültesinde okuyorlar.

Sorun gençlerin mayasında mı yoksa onları yetiştirmek gibi büyük bir sorumluluğu olan biz büyükler de mi?

Fatih Sultan Mehmed’in hayatını okurken en çok dikkatimi çeken olaylardan bir tanesi de, babası tarafından daha on dört yaşında tahta oturtulmasıdır. Daha çocuk yaşta bir insanı niçin tahta geçirirler? Koca devleti bir çocuğun omuzlarına yüklemek çok anlamsız geliyor ilk bakışta.

Evladına, daha on dört yaşında olduğu halde, “bir devleti yönetebilecek kadar iyi yetiştin sen!” mesajını veren bir babanın oğlunun, çağ açıp çağ kapatabilmesine şaşırmamak lazım.

İyi yetişmiş bir evlat ve padişah olduğunun en büyük ispatlarından birisi de, babasını tahtın başına çağırırken kullandığı cümledir. “Eğer ben padişahsam, emrediyorum! Ordunun başına geç! Eğer sen padişahsan, zaten görevin bu! Ordunun başına geç!”

Benim derdim, zaten tüm dünyanın hayran olduğu, Peygamber müjdesine mazhar olmuş bir padişahın hayatından kesitler sunmak değil.
Biz yetişkinler gençlerimizi ne kadar adam yerine koyuyoruz?
Bu ülkede kaç tane baba, yeni bir yatırım yaparken on dört yaşında oğlunun fikrini alarak onu adam yerine koyar?
Bu ülkede kaç tane anne, evine yeni bir eşya alırken daha on dört yaşında olan kızının fikrini alarak onu adam yerine koyar?
Bu ülkede kaç tane öğretmen, daha liseye başlamamış öğrencilere kendilerinin artık yetişkin bir birey olduğu bilincini vermemiz gerektiğinin bilincindedir?
Bu ülkede kaç tane eğitimci bu gerçeklerin farkında olmanın yetmediğini, bu gerçekleri sadece öğrenciye anlatmanın da sorunları çözmediğini, anne ve babalara da bu gerçekleri anlatmak zorunda olduğumuzu düşünür?

Tayların yetişmesi
Çocukluğu ve gençliği köyde geçmiş biri değilim. Sadece yazları birkaç haftalığına köyde kalırdık. Ancak köylerde tayları nasıl yetiştirdiklerini, tavukların civcivlerini yanlarından niçin uzaklaştırdıklarını rahmetli dedemden dinlemiştim.
Bir eğitimci olunca da geçmişteki hatırlarınızın büyük bir kısmı “eğitime bakışınızı” yönlendiriyor.
Hala annesinin peşinde gezen tayların, birkaç aylık olduktan sonra, sahibi tarafından sırtına boş bir sepet asılır. Yük taşımaya alışmaları için her hafta sepetin içine biraz daha ağır yük konur. Hiçbir yük olmasa dahi haftada bir sepetlerin içine birer taş daha atılarak tayın yükü artırılır. Tay’ın sahibi bilir ki hiç yük taşıtmadan büyütülen taylar at olunca da tay gibi güçsüz kalır.
Yirmi yaşını geçtiği halde hala çocuk gibi davranan gençlerin anne ve babalarının (sahiplerinin) yapmış olduğu en büyük hatalardan birisi de budur.

Civciv tavuk olmaya başladığını anlamalı.
Evlatlarını koruma konusunda tüm canlılar fedakarlık yaparlar. Ancak çok bilinenlerden bir tanesi de tavukların civcivlerini koruma mücadelesidir. “Korkak tavuk!” gibi korkaklıkla anılma sıfatını üzerinde taşıyan( ,) dünyanın en korkak varlıklarından kabul edilen tavuk bile, etrafında civcivleri varken aslan kesilir. Kimse kendisine ve civcivlerine yaklaşamaz.
Evlatlarını, yani civcivlerini bu kadar çok seviyor olmasına rağmen, civcivler biraz büyünce anne tavuk tarafından yanlarından uzaklaştırılır. Kendi ayakları üzerinde durmayı öğrensinler diye anne tavuk civcivlerini kanatlarıyla yanından uzaklaştırmaya başlar.
Anne tavuk bunu yapmamış olsa, tavuk kadar boyu olmasına rağmen, civciv gibi davranan tavuklar yetiştirmiş olur.

* * * * *

Bir genci ne zaman adam yerine koymak lazım?
Bu sorunun cevabını bir eğitimci olarak benim, ya da bir psikologun vermesine itiraz edebilirsiniz. Ancak bu sorunun cevabını Allah (c.c) verirse herkes susmak zorundadır.
Soruyu, “Allah insanı ne zaman adam yerine koyuyor?” şeklinde sormakta fayda var. Cevabı çok basit… “Buluğ çağı” veya “Ergenlik dönemi” dediğimiz dönemden itibaren Allah insanı mükellef yapıyor, yani adam yerine koyuyor.

Ne garip değil mi?
Allah insanı adam yerine koyuyor da anne babası yada öğretmeni adam yerine koymuyor.
Bizim adam yerine koymadığımız evladımızı başkaları niçin adam yerine koysun?
Bizim adam yerine koymadığımız öğrencilerimizi başkaları niçin adam yerine koysun?
Bizim adam yerine koymadığımız gençlerimizi başkaları niçin adam yerine koysun?

Alıntı :
Sait ÇAMLICA
Eğitimci – Yazar

Hepimiz için farklı anlamlar ifade eden Ramazan-ı Şerif ayına birkez daha kavuşmak nasip oldu. Öyle ki Allah-ü Tealanın bizlere bizler için ikram ettiği Oruç nimeti var bu ayda. Oruç neden var? Neden başka bir ay değil de Ramazan’da tutuluyor? Oruç tutunca ne kazanıyoruz? Aç kalmak susuz kalmak neyin çaresi olsa gerek? Gibi aklımızı zihnimizi terleterek sormamız gereken bu sorulara cevap bulmak bizi olayın manasına daha da yaklaştıracaktır.

Ramazan ayının öncelikle Kuran’ın doğum ayı olmasına dikkat çekmek gerekir. Ramazan’ı Ramazan yapan da bu özelliğidir. Peki aynı aya orucu veren Rabbimizin muradı nedir?

Mü’min biri için özgürlüğü tanımlamak batı kültüründekinden çok farklıdır. Batı yiyebildiği gezebildiği tüm sınırsızlıklara özgürlük adını vermiştir. Bizde ise tam tersidir. Nefsin bedenin her isteği bizi biraz daha köleleştirmektedir. Öyle ki nefsinin arzularını en az karşılayan kimse o derece fazla özgürleşmiş demektir. Çünkü insan diğer yaratılmışlardan farklı olarak düşünme eylemi gerçekleştirmek zorunda olup bu eylemi akleden bir kalp ile tefekkür ederek ve olayları çok boyutlu değerlendirerek yapabilmektedir. Sınırsız yemek ve içmek, çok uyumak vs.. gibi nefsani istekler bu aklın örtülmesinde son derece etkilidir. İnsan aklını ve kalbini kullanamaz hale geldiğinde ise hayvanlardan farksızlaşmaya ve sadece yeme içme dinlenme döngüsüyle (ne kadar da yaşamak densede) yaşamaya devam etmektedir. Amacına uygun kullanılmamış olan bu tip insan ise dünyaya yük olmaktan kendine ve insanlara zulüm etme kervanına katılmaktan kaçamaz.

Gelelim özgürlüğümüzü bir pranga gibi engelleyen, elimizin kelepçesi, irademizin zayıf yönünü çok seven, biyolojimizi alt üst eden, nefsimizin aşığı, şeytanın elimize verdiği cihazı olan konu başlığımız sigara’ya.

Aşağı yukarı 15 saat gibi bir süreyi oruçlu geçirmemiz günlük hayatta çok zor yapabileceğimiz perhizlerin yapılabileceği muhteşem bir fırsat. Hafif yada ileri derece herhangi bir sigara bağımlısına 15 saat içme deseniz durduramazsınız. Ama Oruç durduruyor. Tam bu noktada sigara köleliğinden kurtulmak isteyen bir bağımlı kardeşim, “Beni ben durduramıyorum ama Oruç durdurdu, Bende birazcık destek olursam bu işten kurtulurum” demesi, bir adımda kendi atması sayesinde özgürlük yolunda ilerlemeye başlamış demektir. Sigaranın zararlarını anlatmaya kalmayacağım şimdi ki herkes gayet iyi biliyor. Fakat birçoğumuzun bilmediği bir gerçek var. Vücudumuzun yalanları.

Düşündüğümüz her şeyin bizim kendi irademizle gerçekleştiğine, içinde bulunduğumuz ruh hali ve duygunun kendi kendimizin yaptığına inanıyorsak bir noktada yanılmış oluruz. Vücut insana yalan söyler mi? Söyler efendim. Nasıl mı?

Hormonal denge insanın duygu ve düşünce yapısını etkileyen birinci unsur. Örneğin Kortizon tedavisi gören insanlarda uykuya geçişteki agresiflik ve öfkeden söz edilir. Normalde okadar öfkeli olmayan birinin sizi öldürecek gibi kızdığını görebilirsiniz. Hormon dengesi bozulmuşsa duygu ve düşüncelerde normal değildir. Haline kendi de inanmaya başlamıştır.

Mesela “limon” kelimesini duyunca insanın tükrük salgı bezleri çalışır. İlk bakışta ses dalgasının tükrük sıvısına nasıl dönüştüğüne inanamazsınız fakat limon dedikçe tükrük artar.

Bütün bunlar bize şunu verir. Beynimiz ne sinyali üretirse onu gerçek zannederiz. Sigara içen bir vücutta nikotinin sonucu olarak dengeleri sağlamak için o nesneyi isteyecek ve beyne sinyal gönderecektir. Beyinde bunu gerçek bir duygu gibi ruhumuza yansıtacaktır.

Sigara içen birinin kendine söylediği yalanlara bakacak olursak;

– (Sahurda) Akşama kadar içemiyeceğim, 15 saat. Kesin içmem lazım çok rahatsız eder.

– Birtane belki yetmez iki üç tane içeyim zaten gün içinde içmeyeceğim daha rahat geçsin.

– (iftarda) Okadar gün sabrettik birtane hak ettik.

– İçmezsem çok baş ağrısı çekerim. Değmez şimdi.

– Zaten ramazanda çok azalttım. Bir akşam bir sabah bari dokunmayın.

Gibi vs.. birçok bahanelerle bırakmak istemez insan. Halbuki biyolojik yalanlarına kendi irade ve aklıyla destek olmuştur. Velhasıl özgür aklı beden sinyallerinin kölesi olmuştur. Ve mutludur.

NEDEN RAHATLARIZ?.


İftarda içilen bir sigara bizi neden rahatlatır? Yada gündüz içilmeyen sigara neden rahatsız eder? Sigara insülin direncini arttırır, kan şekerini yükseltir. Yani yediğimiz her şekerin vücudumuzu şekere boğup zehirlememesi için insülin hormonu salgılanıp şeker yok edilir. Sigara içenlerde salgılanan insülinin şekere dur diyeceği eşik değişir ve gerektiği zaman dur demez ve kan şekeri yükselir. Titreme, başa çöken koca bir ağrı gibi sonuçlarla bu durum dışa vurur. Tabi bunun dışında tıbben çok fazla hadise olur ki benim anlatmaya pek ilmimde yok.

Peki bırakırsak ne kaybederiz, neler çekeriz?

Nikotin eksikliği sebebiyle şu durumlar görülebilir:
Depresyon, sinir bozukluğu, kızgınlık, hassasiyet, uyuma güçlüğü, konsantrasyon bozukluğu, başağrısı, yorgunluk, iştah artışı. Bu durumlar kişiyi yeniden sigaraya başlamaya sevkeder, çünkü nikotin seviyesi eski düzeye çıkınca durum kaybolur. Bu sonuçlar son sigaranızdan sonra 48 ila 72 Saat içerisinde doruğa çıkacaktır. Daha sonra azalarak birkaç Gün ila birkaç hafta sürebilir.

SONUÇ OLARAK;

Bu Ramazan’ı bir fırsat bilip bir plan dahilinde şu sigaradan vazgeçebilir, kendinize Allah’ın emri olan orucun da desteğiyle bir iyilik yapabilirsiniz. Yapmanız gereken dünyaya bu ihtiyaçla doğmadığınızı hatırlayıp vücudunuzun yalancı sinyallerine aldırmadan özellikle 24-72 saatinizi çevrenizdekilerden de destek vermelerini isteyerek kazasız belasız atlatmak ve en geç 10-15 gün içinde de rahatladığınızı görerek keyfini çıkarmanız olacaktır. Bu isteğimiz geldiğinde ise kuruyemiş gibi elimizi boş bırakmayacak yiyecekler tercih edebilir aynı zamanda da kan şekeri dengemizi koruyabiliriz.

Kendinizi yaşınız ne olursa olsun bir onkoloji servisinde ağzınıza lokma koymaksızın, perişan olmuş, içiniz dışınıza çıkmış ve bilmem ne kanserinden dolayı ölümü bekler halde bulmak, birkaç günlük sıkıntıdan daha iyi değildir.

(Onkoloji servislerini merak edenler bulunduğu ile en yakın hastaneye gidip; genciyle yaşlısıyla hasta dolu olduğunu görebilirler.)


Allah insana verdiği akıl ve iradeyle en büyük imkan ve yardımı peşin vermiştir fakat yinede Allah yardımcınız olsun.

  • Sigarayı Bırakmanın Tam Zamanı: Ramazan için yorumlar kapalı

Müminin ferasetinden niçin korkulur?

8 Nis 2009 Kategori: Genel, İslam

Feraset, mü’minlere Allah’ın bir lutfudur. Ama nasıl mü’minlere? Hakk’ın yoluna gönül koymuş, haramlara gönlünü kapamış, hayatına ve hizmetine Hak rızasını koymuş gönül erlerine. Onları aldatmak pek zordur.

Düşünce ve tasavvurda zenginlik, muhakemede tutarlılık, varlığın perde arkasına muttali olma ve basiretli davranma diyebileceğimiz feraset; insanın, kalbini kin, nefret, iğbirar, nifak ve ucub gibi manevî hastalıklardan temizleyip, imân, marifet, muhabbet ve aşk u şevkle bezemesi sayesinde Allah’ın, onun içine attığı öyle bir nurdur ki, ona mazhar olan fert, ferdîleşir, duyuş ve sezişleriyle derinleşir; hatta başkalarının gönüllerindeki sırlara aşina olup, simaların arkasındaki gerçekleri görebilir.. ve tabiî, eşyanın perde arkasına uyanabildiği ölçüde, Hazret-i Allâmü’l-Guyûb’un parlak bir aynası haline gelebilir… Bu mânâdaki ferasete işaret sadedinde, gayb ve şehadetin fasih lisanı Rûh-i Seyyidi’l-Enâm, “Mü’minin feraseti karşısında titreyin; zira o bakarken Allah’ın nuruyla bakar.” (Tirmizî, Tefsirü’l-Kur’an 15) buyurur.
Devamını okuyun »

Günlük Hakkında

Merhaba,

Artık sitemdeki yayınıma günlük tarzı devam etmeye karar verdim. Kalıcı bazı bağlantılarımı da bu günlüğüme taşıdım. Yazılarım biryandan devam ederken, Galeri, Online Bilgisayar Sınavı gibi sabit bölümlerede ulaşabileceksiniz. Çok sık güncelleyemesemde faydalı bulduğum bilgileri sizlerle paylaşmak istiyorum. Günlüğümün özellikle tanıdıklarımla buluşma ve ailemde birleştirici bir unsur olmasını istiyorum.


Takvim

Aralık 2017
P S Ç P C C P
« May    
 123
45678910
11121314151617
18192021222324
25262728293031
Televizyon'u kapatın artık